Tükürük
-Anlamıyorum, dedi. Neden böyle söylüyorsun? Ne yaptım ki sana?
-Ben de seni anlamıyorum, dedi. Neden filmlerdeki gibi konuşuyorsun? Neden senden duyduğum her cümle daha önce bir filmde, aptal bir televizyon dizisinde veya kahrolası berberdeki aptal gazetede duyduğum/okuduğum bir cümle oluyor? İlkel olsaydık, kendini ifade bile edemezdin sen. Tiksiniyorum senden. Saçın, ellerin, bileğindeki deri künye, hepsi ama hepsi sinirimi bozuyor. Senin yüzünden uyuyamıyorum geceleri. Aşağılık bir insansın sen. İnsan bile değilsin. Modern çağın ürettiği bir makine gibisin adeta. Mutlu olmaya çalışıyorsun, tek derdin bu. Benimle de mutlu olmak için konuşuyorsun. “Benimle mutsuz olur musun” desem olur musun? Yapabilir misin? Mutlu olmayı da bilmiyorsun. Çok aptalsın. İğrençsin. Öpüşemiyorsun da. İzlediklerini taklit ediyorsun. Aslında esas önemli olan öpüşmek değil senin için o an, öpüşmüş olmak. Sen hep sonrasını düşünürsün. Sinemaya, daha sonra, arkadaşlarınla muhabbet etmek için gider “biz de şu filmi seyrettik, ayy adam da çok yakışıklı bittim vallahi, inşallah ikincisi de çıkar filmin de gideriz” gibi cümlelerle arkadaşlıklarını ilerletirsin. Senin için intihar etmek “kimse beni anlamıyo, konuşabileceğim kimsem yok, alçak herif terketti beni, ühühühü” gibi bir sebeptir. Yüce duyguların yoktur senin. ölüm sebebin asla ontolojik nedenler olamaz. On bin kilometre ötede işkence edilen biri seni aslında ilgilendirmez. Yalnızken bunu bir kere bile düşünmezsin. “Hate Bush” gibi sloganlar senin için güzel t-shirt tasarımlarıdır sadece. Arkadaş ortamlarında öfkeleniyormuş gibi yaparsın. Sen hep “-yormuş gibi yaparsın”. İnanıyormuş gibi yaparsın aslında içinde sadece tuvalette düşünebildiğin bir karanlık vardır, ama bu birini gördün mü geçer. Herkes oruç tuttuğu için tutarsın aslında. Seviyormuş gibi yaparsın, aslında, kendin bile farkında olmasan da, olmak istemesen de, ben senin için yıl sonu balosunda koluna girebileceğin bir şeyden ibaretim. Benim için ölemezsin. İntihar etsem üç ay yas tutamazsın. “Yas tutmak” gibi bir şey senin için filmlerdeki “abartılı” karakterlerin filmi uzatan ve gereksiz yere sıkan bir objedir. Kahrolası bir şeysin. Senin için fotoğraf çekinmenin amacı anı ölümsüzleştirmek değil anı paylaşmaktır. Arkadaşlarına göstermeden edemezsin fotoğraflarını. Arkadaşların olmasa fotoğraf bile çekemezsin zaten. Seni görünce kusmak istiyorum. Karamsar olduğum anlarda aklıma ilk sen ve senin gibi rezil insanlar geliyor ve intihar arzum genellikle bundan sonra başlıyor. İğreniyorum senden. Defol ! Defol! Defol iğreniyorum senden! Defol… Defol…
Kendine gelip, ağzının kenarlarındaki tükürükleri sağ koluyla sildiği an gittiğini farketmişti. Tükürüklerini hep böyle silerdi zaten. Çocukken izlediği tarihi bir filmde tavuk yiyen barbar adamın sildiği gibi…
























Dibi tutmuş tencereyi kaşıkla kazır gibi kazı zihnini. Daha neler çıkacak göreceğiz beraberce…
Insanlığın insanlıktan çıkmasını, hayatı sadece günü kurtarmak gibi gören yobazları fevkalade tarif eden,kısa olmasına rağmen mükemmel bir yazı.Okuyanda nerdeyse kendinden ve an itibariyle yaptıklarından utanmasına,kendini kandırdığına inandıran; günümüz yazarlarından beklenmeyecek değerde mükemmel bir yazı.Tebrik ediyorum.
Doğancan ULKER bu ve bunun gibi birkaç yazısıyla kalitesini ispatlamış; usta yazarlara taş çıkarttırabilecek genç yeteneklerimizdendir.
Böyle bir yazarımız hem halk hem de edebiyat otoriteleri tarafından benimsenmesi yakındır ve önü açık olup geleceği parlaktır…
Cenker KARAHAN
Güzel bir yazı gerçekten de. Aramızda dolanan bu türden hainler çok
İnsanların gün geçtikçe “daha fazla tüketen” ama hiç “üretmeyen” birer tüketim canavarı olmasının getirileri de bu yazıda anlatılan kişiliklerin hızla çoğalması olsa gerek. Duyguları bile üretemeyen, üretilmişi tüketen insanlar güruhu… İşte onlardan korkmalı…
okurken önce birileri geldi gözümün önüne,sonra kendim…aşağılık buldum kendimi hiç olmadığım kadar…