Çanakkale Gezisi

Okul gezileri. Onlarca insanın en enerjili, en hareketli zamanında biraraya toplanarak geçirdiği anlar. Okul gezileri. Lise bittikten sonra biraz buruk, biraz tatlı, biraz efkarlı şekilde hatırlanacak olan anlar…

12 Nisan Perşembe günü, otobüste elindeki mikrofonlar hepimizi duygulandırarak savaşı anlatan rehberimiz eşliğinde Çanakkale ‘ye girdiğimizde hepimizin içinde değişik bir duygu vardı. Anlatılması güç… Metrekareye altı bin kurşunun düştüğü, adam başına 5 kurşun denk gelen topraklar… Binlerce insanın gözünü kırpmadan, tüm benliğini ortaya koyduğu toprak parçaları…. Churchill ‘in beş çayını içemediği kanla sulanmış topraklar… Avuçlarımızla kazdığımızda yüzlerce kemik kalınıtısı bulabileceğimiz topraklar…

Şehitlikteki isimleri görmek bizi daha da duygulandırmış olacak ki bir ara ağlamamak için dişlerimi sıktığımı hatırlıyorum… Memleketin dört bir yanından, Trabzon ‘dan, İzmit ‘den, Ağrı ‘dan, Urfa ‘dan, Bursa ‘dan, Tekirdağ ‘dan binlerce Hasan, İsmail, Yavuz, Mehmet, Süleyman ‘ı temsil eden şehitlik bizi daha da duygulandırmıştı. Baktığımız her isim içimizi daha da burkuyordu…

Ve tabii ki Çanakkale deyince akla gelen ilk şeylerden biri olan Truva. İşte beni en çok üzen şey bu oldu diyebilirim ki uykusuzluktan otobüste uyumayı seçtim, yoksa düşüp bayılabilirdim… Oraya kadar gidip de Truva ‘yı görememek beni çok üzdü… Keşke otobüste biraz uyusaydım.. Ama dediğim gibi o kadar en hareketli çağındaki insan biraraya gelince uyumak güç oluyor tabi.

Daha sonra bu antik kentleri gezdik. Rehberimiz bize mitoloji hakkında uzun uzun bilgiler verdi.Sonra ki durağımız ise Edremit yakınlarındaki Lambada Hotel oldu. Otel tamamen bize ayrılmıştı ve gezinin en eğlenceli dakikalarının yaşandığı yerdi. Tabi bir arkadaşımızın kapıyı kitleyip içeride uyuyakalması, daha doğrusu sızması, bizi kapıları tekmeletip daha sonra son çözüm olarak yan odanın balkonundan girmeye mecbur bırakması yaklaşık yarım saatimizi çalsa da herşey harikaydı… Ayrıca gezide kız arkadaşının odasına gidememek çok kötü bir durum Allah kimsenin başına vermesin.

Ertesi gün ise, dönüş günüydü. Aslında gece erken yattık diyebilirim. Saat 01:00 idi. Ancak bize sanki sabah 05:00 miş gibi geliyordu… Yattığımız yeri bilemedik. Tabi şapşal arkadaşımızın biri klimanın kumandasını kaybettiği için sabaha kadar soğuktan donmamız da cabası. Hala üşüyorum diyebilirim.

Dönerken ters yolda da kalsa oraya kadar gelmişken Ayvalık ‘ a gitmemek olmazdı. Rehbere yaptığımız yoğun tezahüratlar ve alkışlar sonucu Ayvalık ‘a yarım saatliğine de olsa gittik. Ayvalık tostu harika birşey… Yalnız altında sos pantolonunuza damlayabiliyor… Yandaki resimde denize karşı tost yiyebileceğiniz bir çay bahçesinden telefonumun dandik kamerasıyla çekilmiş bir resimdir…

Artık dönüş modundaydık… İçimizde rüya gibi bir iki günün verdiği yorgunlukla eve dönmenin burukluğu vardı ki rehber bunu bize unutturdu diyebilirim. Mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı. Adeta bir stand up havasında oldu ve Ata Demirer ‘e falan taş çıkartır iddia ediyorum. Gezide en memnun kaldığım şey belki de rehberdi (Onur Abi) diyebilirim.

Ve her güzel şey gibi bu da bitti… Tıpkı bir gün bitecek olan “hayat” gibi…

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>