Bir Kapitalizm Acımasızlığı Örneği

Kocaeli Etkinlikleri ve Haberleri

Efendim bugün akşam saatlerinde yaşadığım bir olayı anlatasım geldi. Burak Budak ve Resul ile oturmuş sohbet ediyorduk. Bugün tanışmak kısmet oldu. Neyse. Çıktım. Küçük bir işimi hallettim. Sonra yemek yemek üzere Burger King ‘e bir gideyim dedim.

Sipariş verdikten sonra, siparişi alan kişi birden öyle şöyler söylemeye başladı ki tüylerim diken diken oldu. O kadar dolmuş ki eleman, ben halbuki gözlerine bile bakmazken, durup dururken konuya girdi ve şunları söyledi:

Bugün tam sizin bulunduğunuz yerden bir beyefendi gelip gırtlağıma sarıldı ve bana yumruk attı. O an eşimi düşündüm. Geleceğimi düşündüm. Ona aynı şekilde karşılık vermek çok içimden geldi. Ama yapamadım. İnsanlar çok anlayışsızlar. Bu şapkayı takıyoruz diye galiba bizim insan olduğumuzu unutuyorlar.

Nedenini sordum. Fazla sos istemiş. Zaten normalden daha fazla vermiştim daha da çok istedi dedi. Ekstraya girdiğini söyleyince de gırtlağıma yapıştı. Bütün bunlar iki tane fazla sos için dedi.

Bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim. 21. yüzyılda insanların son derece büyük psikolojik sorunlar yaşadığını ve böyle çok anormal şeylere patladığını ve asla kafasına takmaması gerektiğini söyledim. Ufak birkaç espri yaptım. Gülümsedi.

Ben siparişimi beklerken eleman diğer müşterilere soslardan bol bol veriyordu ve bana bugün sos dağıtımı yapıyorum siz hangisinden istersiniz deyip gülümsedi :) Ranch dedim :) 4 tane koydu tepsiye :)

Burger King, Mcdonalds vs özellikle gıda üzerine hizmet veren bu yerlerde çok fazla böyle olaylara tanık oldum. Bazı insanlar gerçekten tüm günün sıkıntısını elemanlara tamamen haksız yere bağırıp çağırarak atıyorlar. Bu nasıl bir insanlıktır? Bu kapitalizmin allahı şirketler “müşteri memnuniyeti” adı altında izin verdikleri bu zulm yerine biraz daha adaletli ve hem çalışanını hem de müşterisini korumaya yönelik politikalar izleseler de aynı parayı biraz daha hümanist yollarla kazansalar ne kaybederler ki? Bu kadar öldük mü yahu.

2 Yorum : Şubat 20th, 2009 : Deneme

Nevzat Doğan ve Reklam Kampanyası

Yerel seçimlerde İzmit ‘te iyi bir rekabet var. İzmit Belediyesi için sanırım en çok çalışma (reklam bazında) yapan aday AKP’den aday olan Nevzat Doğan. Adayın siyasi görüşü, bağlı olduğu parti vs hakkında bir yorum yapmayacağım. Ben sadece reklam kampanyasına değinmek istiyorum:

Nevzat Doğan yıllardır İzmit ‘te siyasette aktif olan biriy(miş). Kocaeli milletvekilliği yap(mış). Doktor(muş). Ben İzmit ‘te yeni olan birisi olarak pek bilmem. Fakat sitesinden baktığım üzere parlak bir kariyeri var.

Bu aday hangi partiden olursa olsun, hangi fikirleri savunuyor olursa olsun, çok güçlü bir reklam kampanyası hazırlamış, hakkını vermek gerekir. Çarşıdaki eski Carrefour ‘un olduğu yeri komple alıp bir iletişim merkezi kurmuş. Girişte halkı kucaklayan bir pozla devasa bir resmi var. Şehiriçinde dolaşan üstü resmiyle kaplı iki üç tane seçim arabası falan var. Geçen gün bizim binaya yine kampanyasıyla ilgili bir sürü broşür bırakmışlar. Arkasındaki reklam ekibi kimdir nedir bilemem ama gerçekten çok başarılı bir kampanya yürütüyorlar (fakat fotoğrafçıyı değiştirmeliler, fotoğraf çok aşırı klasik durmuş).

Bir ayrıntıya değinmek istiyorum. Seçimlere çok ama çok az bir süre kaldı. İyi bir reklam kampanyası yaptınız, yüzbindolarlar döktünüz, tamam güzel. Yerel halk seçileceğinize neredeyse kesin gözüyle bakıyor, harika. Fakat bu tip ayrıntılar size çok büyük oranda seçmen kaybettirebilir ki o da şu:

Adayın web sitesine girdiğinizde özgeçmişi, hakkındaki haberler, ziyaretçi defteri vs her türlü bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Fakat “Projeleri” düğmesine tıkladığınızda şöyle bir metin çıkıyor:

Önümüzdeki günlerde açıklanacaktır.

Prensipte insanlar projeleri olduğu için siyasete atılırlar. Tüm reklam kampanyaları, seçim mitingleri, her şey bu projeleri hayata geçirmek içindir. Siz seçimlere çok az bir süre kala kusursuz bir reklam kampanyası yürütmenize rağmen projelerinizi web sitenize aktarmadıysanız (tabi yoksa o ayrı mesele) birçok bilinçli seçmen sizi seçmeyecektir. Bir adayın web sitesi hazırlanırken ilk hazırlanacak yer Projeler kısmı değil midir? Yoksa Türkiye için fazla mı “kitaba göre” konuşuyorum?

Ben Nevzat Doğan da dahil tüm adaylara başarılar diliyorum ve projelerini inceleyebileceğim günün çabuk gelmesini umuyorum.

Yorum Yaz : Şubat 13th, 2009 : Deneme, Politika

Tarihin Aydınlattığı Gelecek

İş adamı olduğu halde tarihle çok yakından ilgilenip hatta üzerine kitap yazan biri olan İsmail Hakkı Küpçü‘nün Tarihin Aydınlattığı Gelecek adlı kitabını yeni okudum.

Bundan bir iki ay önce kitabının tanıtımını da yaptığı İzmit‘te gerçekleşen bir konferansına katılmıştım.

Kitap objektif bir tarih kitabı olmaktan çok uzak. Yazar zaten önsözünde bunu açık açık belirtmiş. Kitap milliyetçi fikirlerle yazılmış. Türklerin özellikleri üzerinde durulmuş. Bana göre hoş olmayan bir iki ifade dışında yazarın tamamen kendi bakış açısıyla tarihi değerlendirmesi güzel bir şey.

Kitapta olumsuz eleştirebileceğim noktalardan birisi de kaynakların darlığı. Jean Paul Roux adlı Fransız Türkologdan fazla etkilenmiş, kitabın yazarı. Hatta bu kitap, yazarın, J.P Roux kitaplarını okurken altını çizdiği bölümlerden oluşuyor gibi bir şey. Roux ‘a olan hayranlığına fazla yer vermiş gibime geldi.

Bir de kitapta teknik açıklamalar aslında çok gereksiz. Hemen hemen her bölümün sonunda “Bu noktayla ilgili şu bölümde bilgi verildiğinden burada değinilmeyecektir” türünden açıklamalar yer alıyor. Kitap anlatım bakımından, bu yönden, kusurlu.

Kitabın tartışmasız en faydalı bölümü “Çözüm Önerileri” bölümü. Yazar kendi işi olan sanayi, maliye, vergi konularında güzel fikirler sunuyor. Fakat eğitimle ilgili fikirleri biraz yetersiz, gözlemden uzak gibi. Bu konuda eğitimle çok iç içe olan insanlarla daha fazla bilgi alış verişi alıp onların fikirlerini harmanlayabilir ya da bu konuyu pas da geçebilirdi. Ortaöğretim bölümünde sunduğu çözüm önerileri ders saatlerini arttırmaktan ileriye gidememiş.

Güzel bir derleme. Bir insanın tarihe bakış açısını anlamaya çalışmak, empati kurmak açısından yararlı oldu. Bunun yanında dünya tarihine kısa bir özet geçip yeni şeyler kazandırması bakımından da iyi bir kaynak.

Kitabın bir çok bölümüne aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün:

http://www.ihkupcu.com/kitap.htm

Yorum Yaz : Nisan 12th, 2008 : Deneme, Eğitim, Politika

Manzara

Manzara. Bu manzara için, şu an bulunduğu yere belki daha yüksek para ödemişti. Belki çevresinde bunun yüzünden daha güzel yerler vardı. Belki komşuları bu yüzden yüzü tıraş olmaktan aşınmış takım elbiseli şebekler ve suratı boya tabakası ile kaplı katanalarla doluydu. Oturma odasında koltuk takımının cam kenarında duran tekli elemanını yan çevirmiş dizinde bilgisayarı ile hem güneşin batmadan önceki kızarışını ve bulutlara verdiği o müthiş rengi görüyor, hem sakin denizin mis mavisini izliyor, hem de kapalı camın ardından ninni gibi gelen araba seslerini dinliyordu. Yolun kenarındaki apartmanlarda oturan romantik adamlara araba sesleri ninni gibi gelirdi zaten. Doğa, dedi. Doğa. Bütün bu kalemle çizilmiş gibi arabaların, köprülerin taş yığınlarının, fabrikaların, elektrik direklerinin, çanak antenlerin yarattığı pisliğin içinde ve cep telefonlarının, kablosuz modemlerin, taşınabilir bilgisayarların, elektronik çerçevelerin verdiği ruh halinde bile bu doğa bizi kendine bu kadar aşık edebiliyorsa, ilkel dönemde insanlar mutsuz olmayı nasıl becerebilmişler?

                                                                                                                                26.01.2008

Yorum Yaz : Nisan 11th, 2008 : Deneme

Paranoya

Biz unutulmuşuz, dedi. Hiçbir film bizi anlatmıyor. Hangi film dillendirmeye kalksa ruh halimizi, hangisi tema etse sokaklarımızı, en nihayetinde sonunda sponsor firmaların isimleri yazmıyor mu? Bizler, hakkını aramak nedir bilmeyen, kendisine verilenle yetinen, miras hakkında soru sormayan küçük kardeş gibiyiz. O kadar umutsuzuz ki bir araya bile gelemiyoruz. Biz, her siyasi gelişmenin ardında derin devlet, ajan, misyonerlik, Siyonizm vs arıyoruz, bu kadar paranoyağız. “Paranoya” yazarken bile paranoya düşüyoruz, acaba böyle mi yazılır diye.

Bizi uyutulmuşuz. Asırlarca günahla, terbiyeyle, edeple, açgözlülükle, namusla, aza kanaat getirmeyle, zenginin malı züğürdün çenesiyle, “yesin ama yapsınlar” ile uyutulmuşuz. Gıkımızı bile çıkaramamışız.

Halimizi anlatamayız, zira o kadar kültürlü değiliz. Sanattan anlamayız. Sanat dedikleri şeyden “onlar” da anlamaz aslında. Uyuturlar bizi. Anlıyormuş gibi yaparlar. Yorumlarlar. Biz de dinleriz, dinlerken de önemli şeyler anlattıklarına gerçekten inanıyormuş gibi yaparız. Oysa bir bok anlamayız anlattıklarından ve onlar da bilmez ağzından çıkanların bir kelimesini bile.

Bizler paranoyağız, evet. Onların oyunlarının birer parçasıyız, onlar bizim için ulaşılmazlar. Bizler imza istemeye alışmışız. Bizler, hep piyangonun bize vurmasını ümit etmişiz. Biz, paranoyaklaşmışız…

3 Yorum : Ocak 31st, 2008 : Deneme

Youtube ‘un Hiç Suçu Yok Mu?

youtubeYoutube dün itibariyle tekrar sansür yedi. Tüm forumlarda, bloglarda, sözlüklerde bu karar yerden yere vuruluyorken bir şey gözden kaçırılıyor sanıyorum.

Her gün binlerce kişinin video yüklediği, milyonlarca insanın her gün ziyaret ettiği bir siteye bu şekilde bir hizmet verme hakkını kim veriyor? Bu serbestlik de nedir böyle? Video izleyeceğiz diye yapılan hakaretlere vs göz mü yummalıyız?

Demek istediğim, Youtube artık editöryal sisteme geçmelidir. Her ülkede bir temsilcilik açılsa ve bu temsilciliktekiler yüklenen videoları onaydan geçirse -Youtube için bu kadar maliyetin lafı bile olmaz sanıyorum- hiçbir hukuksal sorun çıkmaz diye düşünüyorum. Zira Youtube gerçekten iğrenç bir yer olmuş durumda. Yüklenen hakaret videolarının yanı sıra, en alakasız görüntülerin altında bile her milletten insanlar ırkçı söylemlerde bulunuyor, ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bugüne kadar alt alta beş tane düzgün yorum göremedim desem yalan olmaz.

Bu noktada, her türlü sansüre karşı olduğumu belirttiğim halde, Youtube ‘un engellenmesini kesinlikle onaylıyorum. Bu nedenle bu ülkede yaşamaktan utananlara da (bkz.) söyleyecek sözüm yok.

9 Yorum : Ocak 19th, 2008 : Deneme

« Önceki Yazılar