Tarihin Aydınlattığı Gelecek

İş adamı olduğu halde tarihle çok yakından ilgilenip hatta üzerine kitap yazan biri olan İsmail Hakkı Küpçü‘nün Tarihin Aydınlattığı Gelecek adlı kitabını yeni okudum.

Bundan bir iki ay önce kitabının tanıtımını da yaptığı İzmit‘te gerçekleşen bir konferansına katılmıştım.

Kitap objektif bir tarih kitabı olmaktan çok uzak. Yazar zaten önsözünde bunu açık açık belirtmiş. Kitap milliyetçi fikirlerle yazılmış. Türklerin özellikleri üzerinde durulmuş. Bana göre hoş olmayan bir iki ifade dışında yazarın tamamen kendi bakış açısıyla tarihi değerlendirmesi güzel bir şey.

Kitapta olumsuz eleştirebileceğim noktalardan birisi de kaynakların darlığı. Jean Paul Roux adlı Fransız Türkologdan fazla etkilenmiş, kitabın yazarı. Hatta bu kitap, yazarın, J.P Roux kitaplarını okurken altını çizdiği bölümlerden oluşuyor gibi bir şey. Roux ‘a olan hayranlığına fazla yer vermiş gibime geldi.

Bir de kitapta teknik açıklamalar aslında çok gereksiz. Hemen hemen her bölümün sonunda “Bu noktayla ilgili şu bölümde bilgi verildiğinden burada değinilmeyecektir” türünden açıklamalar yer alıyor. Kitap anlatım bakımından, bu yönden, kusurlu.

Kitabın tartışmasız en faydalı bölümü “Çözüm Önerileri” bölümü. Yazar kendi işi olan sanayi, maliye, vergi konularında güzel fikirler sunuyor. Fakat eğitimle ilgili fikirleri biraz yetersiz, gözlemden uzak gibi. Bu konuda eğitimle çok iç içe olan insanlarla daha fazla bilgi alış verişi alıp onların fikirlerini harmanlayabilir ya da bu konuyu pas da geçebilirdi. Ortaöğretim bölümünde sunduğu çözüm önerileri ders saatlerini arttırmaktan ileriye gidememiş.

Güzel bir derleme. Bir insanın tarihe bakış açısını anlamaya çalışmak, empati kurmak açısından yararlı oldu. Bunun yanında dünya tarihine kısa bir özet geçip yeni şeyler kazandırması bakımından da iyi bir kaynak.

Kitabın bir çok bölümüne aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün:

http://www.ihkupcu.com/kitap.htm

Etiketler: , ,

Yorum Yaz : Nisan 12th, 2008 : Deneme, Eğitim, Politika

Manzara

Manzara. Bu manzara için, şu an bulunduğu yere belki daha yüksek para ödemişti. Belki çevresinde bunun yüzünden daha güzel yerler vardı. Belki komşuları bu yüzden yüzü tıraş olmaktan aşınmış takım elbiseli şebekler ve suratı boya tabakası ile kaplı katanalarla doluydu. Oturma odasında koltuk takımının cam kenarında duran tekli elemanını yan çevirmiş dizinde bilgisayarı ile hem güneşin batmadan önceki kızarışını ve bulutlara verdiği o müthiş rengi görüyor, hem sakin denizin mis mavisini izliyor, hem de kapalı camın ardından ninni gibi gelen araba seslerini dinliyordu. Yolun kenarındaki apartmanlarda oturan romantik adamlara araba sesleri ninni gibi gelirdi zaten. Doğa, dedi. Doğa. Bütün bu kalemle çizilmiş gibi arabaların, köprülerin taş yığınlarının, fabrikaların, elektrik direklerinin, çanak antenlerin yarattığı pisliğin içinde ve cep telefonlarının, kablosuz modemlerin, taşınabilir bilgisayarların, elektronik çerçevelerin verdiği ruh halinde bile bu doğa bizi kendine bu kadar aşık edebiliyorsa, ilkel dönemde insanlar mutsuz olmayı nasıl becerebilmişler?

                                                                                                                                26.01.2008

Etiketler:

Yorum Yaz : Nisan 11th, 2008 : Deneme

Paranoya

Biz unutulmuşuz, dedi. Hiçbir film bizi anlatmıyor. Hangi film dillendirmeye kalksa ruh halimizi, hangisi tema etse sokaklarımızı, en nihayetinde sonunda sponsor firmaların isimleri yazmıyor mu? Bizler, hakkını aramak nedir bilmeyen, kendisine verilenle yetinen, miras hakkında soru sormayan küçük kardeş gibiyiz. O kadar umutsuzuz ki bir araya bile gelemiyoruz. Biz, her siyasi gelişmenin ardında derin devlet, ajan, misyonerlik, Siyonizm vs arıyoruz, bu kadar paranoyağız. “Paranoya” yazarken bile paranoya düşüyoruz, acaba böyle mi yazılır diye.

Bizi uyutulmuşuz. Asırlarca günahla, terbiyeyle, edeple, açgözlülükle, namusla, aza kanaat getirmeyle, zenginin malı züğürdün çenesiyle, “yesin ama yapsınlar” ile uyutulmuşuz. Gıkımızı bile çıkaramamışız.

Halimizi anlatamayız, zira o kadar kültürlü değiliz. Sanattan anlamayız. Sanat dedikleri şeyden “onlar” da anlamaz aslında. Uyuturlar bizi. Anlıyormuş gibi yaparlar. Yorumlarlar. Biz de dinleriz, dinlerken de önemli şeyler anlattıklarına gerçekten inanıyormuş gibi yaparız. Oysa bir bok anlamayız anlattıklarından ve onlar da bilmez ağzından çıkanların bir kelimesini bile.

Bizler paranoyağız, evet. Onların oyunlarının birer parçasıyız, onlar bizim için ulaşılmazlar. Bizler imza istemeye alışmışız. Bizler, hep piyangonun bize vurmasını ümit etmişiz. Biz, paranoyaklaşmışız…

Etiketler:

3 Yorum : Ocak 31st, 2008 : Deneme

Youtube ‘un Hiç Suçu Yok Mu?

youtubeYoutube dün itibariyle tekrar sansür yedi. Tüm forumlarda, bloglarda, sözlüklerde bu karar yerden yere vuruluyorken bir şey gözden kaçırılıyor sanıyorum.

Her gün binlerce kişinin video yüklediği, milyonlarca insanın her gün ziyaret ettiği bir siteye bu şekilde bir hizmet verme hakkını kim veriyor? Bu serbestlik de nedir böyle? Video izleyeceğiz diye yapılan hakaretlere vs göz mü yummalıyız?

Demek istediğim, Youtube artık editöryal sisteme geçmelidir. Her ülkede bir temsilcilik açılsa ve bu temsilciliktekiler yüklenen videoları onaydan geçirse -Youtube için bu kadar maliyetin lafı bile olmaz sanıyorum- hiçbir hukuksal sorun çıkmaz diye düşünüyorum. Zira Youtube gerçekten iğrenç bir yer olmuş durumda. Yüklenen hakaret videolarının yanı sıra, en alakasız görüntülerin altında bile her milletten insanlar ırkçı söylemlerde bulunuyor, ağza alınmayacak küfürler ediyorlar. Bugüne kadar alt alta beş tane düzgün yorum göremedim desem yalan olmaz.

Bu noktada, her türlü sansüre karşı olduğumu belirttiğim halde, Youtube ‘un engellenmesini kesinlikle onaylıyorum. Bu nedenle bu ülkede yaşamaktan utananlara da (bkz.) söyleyecek sözüm yok.

Etiketler: , , ,

8 Yorum : Ocak 19th, 2008 : Deneme

Türk İnternet Kullanıcılarının Yüzde Atmışı Aptaldır!

Aziz Nesin ‘in, ilk duyduğumda fena halde yadırgadığım sözlerinden biri olan “Türk Milletinin Yüzde Atmışı Aptaldır” sözünü internet milleti için uyarladığımızda sanırım yanılmamış oluyoruz.

İddia ediyorum Türk internet kullanıcılarının yüzde atmışı aptaldır.

Daha önce Blogküre ‘de tartışılan Algıda Seçicilik vakası (bilmeyenler için anlatmak gerekirse; bir blog yazarı algıda seçicilik üzerine yazı yazmış ve yorumların çoğu algidanın çok güzel bir dondurma firması olduğu, alışverişlerde zorluk çıkarmadığı yönünde gelmiş. Yorumlayanlar yazıyı neredeyse okumamışlar bile!)

Neyse efendim, kendi başıma gelenleri anlatacak olursam; Star Gazetesi ‘nin bir kampanyasıyla ilgili bir eleştiri yazısı yazmıştım. Kampanya ile ilgili internet ortamında yazılan ilk yazı olduğundan Google ‘da en üst sıraya çıktım. Yazı bir anda binlerce ziyaretçi toplamaya başladı. Blogun bandwidthi doldu. An itibariyle yazıda 100ü geçik yorum var. İşte bu yorumlara dayanarak diyorum ki:

Türk internet kullanıcılarının yüzde atmışı, hatta yüzde doksanı aptaldır!

Yorumlardan örnekler vermek gerekirse: Devamını Oku »

Etiketler: , , , , ,

22 Yorum : Ocak 6th, 2008 : Deneme, İnternet

« Önceki Yazılar