
Yerel seçimlerden sonra anlıyorum ki artık bu şehir durdurulamaz bir şekilde karanlıklaşıyor, çirkinleşiyor.
Bir ilçe dışında tüm ilçeleri AKP ‘nin aldığı Kocaeli ‘de tam 6 yıldır yaşıyorum. Her gün çarşıdayım ve yerel siyasetin nabzını artık az çok biliyorum.
Kocaeli artık inanılmaz bir şekilde şeriat yuvası haline dönüyor.
Şehirde her yer cemaat yurdu olmuş durumda. Bir iki özel yurt ve bir kaç devlet yurdu dışında tüm yurtlar cemaatlerin. Her iki kişiden biri AKP ‘li. Eve güne gelen kadınların muhabbetlerine kulak misafiri olduğumda eğer Allah diyene oy verilmezse bunun çok büyük bir günah olduğunu düşündüklerini bizzat işitiyorum. Özellikle kadınlar arasında müthiş bir mahalle baskısı yayılmış durumda.
Bu Kocaeli ki, Sekapark ‘ında sevgilinizin elini tutarsanız ahlak bekçileri (evet evet yanlış duymadınız tam anlamıyla ahlak bekçileri) sizi düzgün bir pozisyonda (nesi yamuksa!) durun diye insanların içinde azarlıyor, karşılık verirseniz copunu gösteriyor. Bu Kocaeli ki insanları yoldan geçen kızlı erkekli gençlere ters ters bakıyor. Bu Kocaeli ki çarşının göbeğinde sevgilisiyle yürüyen insanların arkasında küfürler yağdırıyor. Bu Kocaeli ki nerdeyse mahalle başına iki tane gayri resmi Kuran Kursu düşüyor. Artık burası bir şeriat yuvasıdır.
Kocaeli her ne kadar sanayi kenti olsa da, geleceği ne yazık ki parlak değildir. Tehlikenin farkında olunamayabilir belki ama Kocaeli ‘de yaşayan insanlar beni anlayacaklardır. Özellikle de gençler.
Ne yapılması gerektiği konusunda belki hiçbir fikrim yok, ama ne olduğu konusunda kesinlikle eminim. Burası artık bir şeriat yuvasıdır.
Tüm yurtta olduğu gibi Kocaeli’de de yerel seçim çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Fakat artık ne etik kaldı ne ahlak kaldı. Daha seçilmeden bir sürü usülsüzlük yapıyorlar.
Efendim; cep telefonuma son bir haftada her gün Sefa Sirmen ‘den, İbrahim Karaosmanoğlu ‘ndan, Nevzat Doğan ‘dan Fikret Toker ‘den mesajlar geliyor. Yetmiyor ev telefonunu aratıp banttan reklam yapıyorlar. İnanın bıktım artık. Fakat burada asıl dikkati çekilmesi gereken nokta şu: Bu adamlar telefon numaralarını nereden buluyorlar?
Hiçbir siyasi partiye üyeliği bulunmayan, hayatı boyunca hiçbir ankete telefon numarasını vermemiş biri olarak benim telefonumu nereden elde ediyorlar? Benim tahminim bu adamlar GSM operatörleri ve Türk Telekom ile anlaşıyorlar ya da onlarla olmasa bile çalışanlarla anlaşıp telefon numaralarını elde ediyorlar.
Peki bu GSM operatörleri bunun hesabını nasıl verecek? Siz ne hakla benim numaramı bir başkasına veriyorsunuz. Hem de siyasi propaganda yapsın diye. Yazıktır günahtır. Usül, kanun, etik, ahlak hiçbir şey kalmamış bu ülkede. Peki ya başkan adayları? Böyle bir yöntem izlediğiniz diye size oy vereceğimi mi sanıyorsunuz? Oy kullanma yaşımda olsaydım kesinlikle bu yönteminiz için size oy vermezdim.
Kocaeli ‘de bu yöntemi kullanmayan bildiğim tek isim MHP adayı Adnan Metin. Belki o da yapıyordur da en azından bana denk gelmedi.

Yerel seçimlerde İzmit ‘te iyi bir rekabet var. İzmit Belediyesi için sanırım en çok çalışma (reklam bazında) yapan aday AKP’den aday olan Nevzat Doğan. Adayın siyasi görüşü, bağlı olduğu parti vs hakkında bir yorum yapmayacağım. Ben sadece reklam kampanyasına değinmek istiyorum:
Nevzat Doğan yıllardır İzmit ‘te siyasette aktif olan biriy(miş). Kocaeli milletvekilliği yap(mış). Doktor(muş). Ben İzmit ‘te yeni olan birisi olarak pek bilmem. Fakat sitesinden baktığım üzere parlak bir kariyeri var.
Bu aday hangi partiden olursa olsun, hangi fikirleri savunuyor olursa olsun, çok güçlü bir reklam kampanyası hazırlamış, hakkını vermek gerekir. Çarşıdaki eski Carrefour ‘un olduğu yeri komple alıp bir iletişim merkezi kurmuş. Girişte halkı kucaklayan bir pozla devasa bir resmi var. Şehiriçinde dolaşan üstü resmiyle kaplı iki üç tane seçim arabası falan var. Geçen gün bizim binaya yine kampanyasıyla ilgili bir sürü broşür bırakmışlar. Arkasındaki reklam ekibi kimdir nedir bilemem ama gerçekten çok başarılı bir kampanya yürütüyorlar (fakat fotoğrafçıyı değiştirmeliler, fotoğraf çok aşırı klasik durmuş).
Bir ayrıntıya değinmek istiyorum. Seçimlere çok ama çok az bir süre kaldı. İyi bir reklam kampanyası yaptınız, yüzbindolarlar döktünüz, tamam güzel. Yerel halk seçileceğinize neredeyse kesin gözüyle bakıyor, harika. Fakat bu tip ayrıntılar size çok büyük oranda seçmen kaybettirebilir ki o da şu:
Adayın web sitesine girdiğinizde özgeçmişi, hakkındaki haberler, ziyaretçi defteri vs her türlü bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Fakat “Projeleri” düğmesine tıkladığınızda şöyle bir metin çıkıyor:
Önümüzdeki günlerde açıklanacaktır.
Prensipte insanlar projeleri olduğu için siyasete atılırlar. Tüm reklam kampanyaları, seçim mitingleri, her şey bu projeleri hayata geçirmek içindir. Siz seçimlere çok az bir süre kala kusursuz bir reklam kampanyası yürütmenize rağmen projelerinizi web sitenize aktarmadıysanız (tabi yoksa o ayrı mesele) birçok bilinçli seçmen sizi seçmeyecektir. Bir adayın web sitesi hazırlanırken ilk hazırlanacak yer Projeler kısmı değil midir? Yoksa Türkiye için fazla mı “kitaba göre” konuşuyorum?
Ben Nevzat Doğan da dahil tüm adaylara başarılar diliyorum ve projelerini inceleyebileceğim günün çabuk gelmesini umuyorum.
İş adamı olduğu halde tarihle çok yakından ilgilenip hatta üzerine kitap yazan biri olan İsmail Hakkı Küpçü‘nün Tarihin Aydınlattığı Gelecek adlı kitabını yeni okudum.
Bundan bir iki ay önce kitabının tanıtımını da yaptığı İzmit‘te gerçekleşen bir konferansına katılmıştım.
Kitap objektif bir tarih kitabı olmaktan çok uzak. Yazar zaten önsözünde bunu açık açık belirtmiş. Kitap milliyetçi fikirlerle yazılmış. Türklerin özellikleri üzerinde durulmuş. Bana göre hoş olmayan bir iki ifade dışında yazarın tamamen kendi bakış açısıyla tarihi değerlendirmesi güzel bir şey.
Kitapta olumsuz eleştirebileceğim noktalardan birisi de kaynakların darlığı. Jean Paul Roux adlı Fransız Türkologdan fazla etkilenmiş, kitabın yazarı. Hatta bu kitap, yazarın, J.P Roux kitaplarını okurken altını çizdiği bölümlerden oluşuyor gibi bir şey. Roux ‘a olan hayranlığına fazla yer vermiş gibime geldi.
Bir de kitapta teknik açıklamalar aslında çok gereksiz. Hemen hemen her bölümün sonunda “Bu noktayla ilgili şu bölümde bilgi verildiğinden burada değinilmeyecektir” türünden açıklamalar yer alıyor. Kitap anlatım bakımından, bu yönden, kusurlu.
Kitabın tartışmasız en faydalı bölümü “Çözüm Önerileri” bölümü. Yazar kendi işi olan sanayi, maliye, vergi konularında güzel fikirler sunuyor. Fakat eğitimle ilgili fikirleri biraz yetersiz, gözlemden uzak gibi. Bu konuda eğitimle çok iç içe olan insanlarla daha fazla bilgi alış verişi alıp onların fikirlerini harmanlayabilir ya da bu konuyu pas da geçebilirdi. Ortaöğretim bölümünde sunduğu çözüm önerileri ders saatlerini arttırmaktan ileriye gidememiş.
Güzel bir derleme. Bir insanın tarihe bakış açısını anlamaya çalışmak, empati kurmak açısından yararlı oldu. Bunun yanında dünya tarihine kısa bir özet geçip yeni şeyler kazandırması bakımından da iyi bir kaynak.
Kitabın bir çok bölümüne aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün:
http://www.ihkupcu.com/kitap.htm
Yıllardır sürekli oturduğu köşesinden pis bir muhalefet yapan, hiçbir şey üretmeden sadece konuşan Bekir Coşkun yazıları beni Hurriyet.com.tr ‘den soğutmuş durumda.
Muhalefet var olanın yerine yeni bir şey koymaktır. Muhalefet demek yapılabilecek güzel şeylere destek olmaktır. Muhalefet demek gerçekçi çözüm üretmektir. Buradan hareketle Bekir Coşkun ‘un yaptığı nedir? Muhalefet değildir.
Bugünkü köşe yazısında kendisi bakın ne yazmış:
ALEVİLER; 25 milyondur…
Aleviler; bu ülkenin yüz akıdır…
Aleviler; aydındır…
Aleviler; iyi vatandaştır.
Aleviler; okuyan, bakan, gören, dinleyen, bilen, anlayan, düşünen insanlardır.
Aleviler; her zaman uygarlıktan yanadır.
Aleviler; inançlarında samimi oldukları için kimliklerini asırlardır acı çeke çeke koruyabildiler.
Aleviler; tarihin bir kanlı hesabını sorarken, sadece kendi dizlerine vurdular.
Aleviler; “incinsen de incitme” derler.
Aleviler; yiğit insanlardır.
Aleviler; çalışkandır.
Aleviler; doğaya saygılıdır.
Aleviler; Allah’ın yarattığı tüm canlıları sevdiler.
Aleviler; kadını ikinci sınıf vatandaş sayarak, bir mal gibi görerek, ona şüpheyle bakarak, insan yerine koymayarak, kapalı kapıların arkasına hapsetmezler.
Aleviler; kadına güvenirler.
Aleviler; yobaz değildir.
Aleviler; saz çalarlar.
Aleviler; dans ederler.
Aleviler; ozanları-şairleri yakmazlar, edebiyatçıları kovmazlar, aydınları vurmazlar.
Aleviler; “el, dil, bel sağlamlığı” isterler.
Aleviler; çağdaş dünyanın reddettiği, akıl dışı hurafelere, batıl inançlara kanmazlar.
Aleviler; Mustafa Kemal Atatürk’ü severler.
Aleviler; ulusumuza çağdaşlık kapılarını aralayan devrim yasalarına yürekten bağlıdırlar.
Aleviler; laik cumhuriyete sahip çıkarlar.
Aleviler; dönek değildir.
Aleviler; kendi çıkarları için, hangi iktidar gelse ona yanaşıp yalakalık yapmazlar.
Aleviler; hiçbir zaman küçük hesaplar yüzünden Türkiye’nin aydınlık yoluna ihanet etmediler, etmezler.
Aleviler; vefalıdır.
Aleviler; dürüsttür.
Aleviler; yiğittir…
Şimdi o zaman ÖSS ‘nin de verdiği alışkanlıkla soruyorum “yazar yukarıdaki yazıda ne anlatmak istemiş”. Yapmayın, artık biraz gelişin, ülke adına gerçekten bir şeyler yapın. Böyle yaparak zaten yeterince vakit kaybetmedik mi?
Meclise girdiğinden beri rahat durmayan, aslında mazlm Kürt halkıyla hiç ama hiç ilgisi olmadığını ispatlayan, ne mal olduğunu anladığımız ve artık fena halde rahatsız olduğumuz Demokratik Toplum Partisi ‘ne Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından “eylemlerinin ve üyelerinin beyanlarının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırılık oluşturduğu” gerekçesiyle dava açıldı.
Partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi ‘ndeki 11 üyeden en az 7’sinin kapatılsın demesi gerekiyor.
Partinin yediği 141 tane naneyi Milliyet Gazetesi madde madde sıralamış. Bunlardan 141 ‘i bırakın iki tane bile seçsek partinin kapatılması için yeterli sebeplerdir bence. Yıllardır insanları ayrımcılığa sürükleyen, sosyalizm adı altında sert, pis ve alçakça bir milliyetçilik güden adi siyasetleri ile ülkeyi mahvettiler. Artık buna bir son vermek lazım. “Aydın solcu”larımız ise şimdi bas bas bağıracaklar köşelerinde, internet sitelerinde demoakrasi elden gidiyor bilmem ne diye. Varsın bağırsınlar.
« Önceki Yazılar