Manzara
->
Manzara. Bu manzara için, şu an bulunduğu yere belki daha yüksek para ödemişti. Belki çevresinde bunun yüzünden daha güzel yerler vardı. Belki komşuları bu yüzden yüzü tıraş olmaktan aşınmış takım elbiseli şebekler ve suratı boya tabakası ile kaplı katanalarla doluydu. Oturma odasında koltuk takımının cam kenarında duran tekli elemanını yan çevirmiş dizinde bilgisayarı ile hem güneşin batmadan önceki kızarışını ve bulutlara verdiği o müthiş rengi görüyor, hem sakin denizin mis mavisini izliyor, hem de kapalı camın ardından ninni gibi gelen araba seslerini dinliyordu. Yolun kenarındaki apartmanlarda oturan romantik adamlara araba sesleri ninni gibi gelirdi zaten. Doğa, dedi. Doğa. Bütün bu kalemle çizilmiş gibi arabaların, köprülerin taş yığınlarının, fabrikaların, elektrik direklerinin, çanak antenlerin yarattığı pisliğin içinde ve cep telefonlarının, kablosuz modemlerin, taşınabilir bilgisayarların, elektronik çerçevelerin verdiği ruh halinde bile bu doğa bizi kendine bu kadar aşık edebiliyorsa, ilkel dönemde insanlar mutsuz olmayı nasıl becerebilmişler?
26.01.2008






