Kullandığım Android Uygulamaları
->

Herkesi Android kullanmaya teşvik ettiğim şu dönemlerde, Android’e yeni başlayan arkadaşlarım için faydalı olacağını düşündüğüm kendi uygulama listemi hazırladım. Arada bir dönüp güncelleyeceğim. Link vermedim, çünkü hepsi Market’te olan uygulamalar ve bazı oyunlar dışındakilerin hepsi ücretsiz.
Android ile ilgili keşfettiğim güzel ipuçları oldukça, yazacağım.
3D Bowling: Stres atmak için bir bowling oyunu.
ABBYY Business Card Reader: Kartvizit işleme programı. Bir kartvizitin fotoğrafını çekiyorsunuz, üzerindeki isim, firma, ünvan, telefon, e-posta gibi bilgileri tanıyıp tarayarak direkt rehberinize ekliyor. Lite sürümünde sadece isim ve telefon taraması yapıyor. Tam kapasite çalışması için Pro almak gerekiyor.
Adobe Reader: PDF okumak için.
AirAttack HD: Henüz açıp oynamadığım bir oyun. Bir ara bakacağım.
Airdroid: Telefonunuzun tüm özelliklerini bilgisayarınızdan kontrol edebilmeye yarıyor.
Androzip: Zip ve Winrar dosyalarını açmak veya oluşturmak için. Winrar’ın yapabildiği hemen hemen her şeyi yapabiliyor.
Angry Birds:
Asphalt 6: Favori oyunum. Bitirdim.
Assasin’s Creed: İkinci favorim. Çok başarılı.
Backgammon Free: Tavla
Basketball Shot: Potaya top atıyorsunuz. Streslik.
Blip.me: Telsiz uygulaması. Kullanan çok fazla arkadaşım olmadığı için henüz test edemedim.
Bonsai Blast: Eğlenceli bir oyun.
Ches Free: Satranç
Chrome to Phone: Bilgisayarınızda Chrome tarayıcınıza yerleşen bir buton sayesinde, butona basar basmaz o an açık olan sitedeki işe yarar bilgiler telefonunuza düşüyor. Örneğin o sayfada bir telefon numarası varsa, telefon size arayayım mı diye soruyor. Çok kullanışlı bir uygulama.
Cloudy: Zevkli bir oyun.
CNN Turk:
ColorNote: Güzel bir not defteri uygulaması. Widget desteği de var.
Dipnot: Dipnot.tv haber sitesinin uygulaması, çok başarılı değil ama idare eder.
Dizitv: Dizi ve film izlemek için oldukça başarılı ama tabi ki şarj düşmanı.
Docs: Google Dokümanlar uygulaması. Hayat kurtarır.
Dolphin Browser: Çok gelişmiş bir internet tarayıcısı. Varsayılan olarak kullanıyorum.
Dropbox: Yine hayat kurtaran bir uygulama. Bilgisayarınız ve telefonunuz arasında dosyaları senkronize ediyor. Dropbox candır.
Easy Battery Saver: Bataryayı verimli kullanmak için çeşitli profiller yaratıp o profiller arası geçiş sağlıyorsunuz. Başarılı
Easy Task Killer: Arka planda çalışan uygulamaları belli aralıklarla kontrol edip kapatıyor, bataryayı koruyor.
ES File Exploler: Dosya yöneticisi. İyidir.
Evernote: Evernote’un mobil uygulaması ile notlarınızı senkronize edebiliyorsunuz. Mobil olayını çok başarılı çözmüşler. Seviyoruz.
Facebook:
Flickr:
Foursquare: Önceden karşı olduğum bir şeydi fakat ilk kez gittiğiniz bir yerle ilgili yorumları ve ipuçlarını okumak (örneğin oranın meşhur yemeğini, bulunduğunuz kafenin wireless şifresini vs.), orada olduğundan haberinizin olmadığı arkadaşlarınızı keşfetmek vb. gibi artılar sağlıyor.
Fruit Slice: Çok zevkli bir oyun.
Gmail: Vazgeçilmezim.
Goggles: Teknolojinin über boyutu. Google harikası. Açıklama yapamam, indirin keşfedin.
Goodreads: Kitap sosyal ağı, başarılı bir uygulaması var. Goodreads belki de en iyi Android uygulamalarının içinde yer alabilir. Barkod tarama ile kitap taratabiliyorsunuz.
Google Sky Map: Yıldızlara bakın.
Google+: Çok başarılı.
IBBTrafik:
IMDB: Film veri bankası.
İşcep:
Jewels: Güzel bir oyun.
Kanald:
Kitaplık: Idefix’in e-kitap uygulaması.
Maps: Google Maps hayat kurtarır.
Messenger: Facebook mesajlarınızı push olarak anında alabiliyorsunuz.
Minus: Sadeliğine kurban olduğum bir dosya up/download servisi.
MSN Mercury:
NASA:
Nerde Bu Otobüs: İstanbulluların işine yarar.
Okeymini: Başarılı bir okey oyunu.
Photoshop Express: Fotoğraflarınızı düzenleyebileceğiniz iyi bir Adobe ürünü.
Pinball:
Reader: Google Reader. Vazgeçilmez.
Real Blackjack:
Sahibinden:
Sikeyatvar: Sikayetvar.com ‘un uygulaması. İyi düşünülmüş.
Skype:
Slice It: Eğlenceli bir oyun.
SMS Key: Bir zeka ürünü uygulama. Bankaların internet şubesine girerken telefonunuza gönderdiği o abuk sabuk kodu mesajın içinden çekip ekrana kocaman bir puntoyla yazıyor. Çok kullanışlı, ihtiyaca yönelik. Tüm Türk bankaları var.
SPB TV: Televizyon izleyebiliyorsunuz. Türk kanalları da var.
Star: Star TV’nin uygulaması, güzel.
Talk: Google Talk. İyidir.
Taskos: Widget desteği olan, ücretsiz, müthiş bir uygulama. Gmail’deki “görevler” ile entegre çalışan bir yapılacaklar listesi uygulaması.
Teamviewer: Telefonunuzdan başka bir bilgisayar ya da telefonu kontrol edebildiğiniz bir istemci. Harika. Hayat kurtardığı anlar olur.
Translate:
Tumblr:
Twitter:
UNO: Bildiğimiz UNO. Çok başarılı bir uygulaması var. Gameloft imzalı.
Whatsapp:
WordPress:
Wuala: Dropbox benzeri.
Yemeksepeti: Oldukça kaliteli bir uygulama olmuş, Yemeksepeti’ni tebrik etmek gerek. Herhangi bir kısıtlama olmadan, canlı müşteri temsilcisi yardımı da dahil tüm özellikleri uydurmuşlar.
Zaman: Gazete.
Bir Çay Daha Lütfen

Bir yabancının gözünden Türkiye olarak, en önemlisi bir Amerikalı kadının gözünden Türkiye olarak oldukça başarılı bir eser olan “Evet, Bir Çay Daha Lütfen” (Yes, I Love Another Glass of Tea) kitabını tanıtmak istiyorum. Kadriye Branning‘in (bu ismi kullanmayı seviyor) 87′de başlayan Türkiye sevgisi ve 30 yıldır her yıl Türkiye’ye geliyor oluşu, Türkiye’nin son 80lerden bu yana olan değişiminin ve kalkınışının izlerini iyi yansıtıyor. Batının ortabatıcı ve oryantalist gözlüklerini bir kenara fırlattığını iddia eden Branning, bu fırlatma eyleminde gerçekten oldukça başarılı olmuş. Türk kültürüne yönelik çok güzel tespitleri var ve Türkleri algılayışı gerçekten çok sevecen.
Kadının Türkiye sevgisi ve Türkler hakkındaki düşünceleri karşısında zaman zaman mahçup olup ezildiğimi söyleyebilirim.
Buarada kendisinin Türkiye’deki hanları listelediği turkishhan.org adresini ziyaret etmenizde fayda var.
Kitaptan güzel bir kaç alıntı:
Benim Türkiyem’de beni bekleyen, ne deniz, eğlence, moda kulüpleri, güzel bikinili insanlar, diskotekler ne de kayak merkezleridir. Beni oraya çeken başka bir şeydir: Ağaçtan yapılmış bir ev, dağlardaki yeşillikler, ağaçlardaki adaklar, yol kenarlarında şırıl şırıl akan pınarlar, halk ozanları, dervişler, kambur köprüler, sarnıçlar, ormanlar, ırmaklar, saz çalanlar, ötücü kuşlar, pilav günleri, sünnet düğünleri, yağ tenekelerine dikilmiş çiçeklerin süslediği kamelyalar, saat kuleleri, kadın müşteriler için özel yerleri olan lokantalar, üzüm asmalarının gölgelediği çay bahçeleri, tarlalarda sarımsak soğan toplayan kadınlar…
Fakat bütün jestler içinde en tatlı olanı Sivas’ta bir grup genç kızdan gelmişti. Bir öğleden sonra şehrin merkezindeki Konak Meydanı’nda buluna güzel çay bahçesinde bir süre dinlenmek istedim. Çayımı yudumlarken yan taraftaki masada bir yandan çay içip konuşup gülerken bir yandan da ev yapımı bir keki açmaya çalışan altı genç kız dikkatimi çekti. Ya birinin doğum günüydü ya okul sonunu kutluyorlardı ya da öylesine kendi aralarında eğleniyorlardı. O kadar düşüncelere ve okumaya dalmıştım ki, kızlardan birinin masama gelmiş olduğunu farkedemedim. Elinde az önce masalarında gördüğüm, şimdi dilimlenmiş kek vardı. Tabağı bana uzatarak “Buyurun, kekimizden tatmak istemez misiniz? Kendim yaptım, afiyet olsun.” dedi. İlk dilimi almakla onurlandırılmam beni etkilemişti; çok daha fazla duygusallaşmama neden olan şey ise o günün benim doğum günüm olmasıydı. Sanki onlar bunu biliyorlardı! Zevkle kutladığım doğum günlerinde tattığım kabartmalı, kremalı kekler ve pastalardan hiçbiri bir yabancının, güler bir yüzle bana uzattığı bu sade kek kadar lezzetli değildi.
Türk Dil Kurumu’nun Web Sayfası Yenilendi
Dilin kullanımına duyarlı her vatandaş gibi ilk başvuru kaynağım genellikle Türk Dil Kurumu’nun internet sayfası oluyor. Bu sayfa yenilenmeden önce (önceki halinin ekran görüntüsü archive.org’da ne yazık ki yok. Keşke olsaydı.) inanılmaz derecede kötüydü. En çok kullanılan Büyük Türkçe Sözlük, sayfanın diplerindeydi. Sayfa sanki sağa sola fırlatılmış kitaplar gibi dağınık, düzensiz, Web 2.0 standartlarının alayından yoksun bir halde, bazı ölü linkler barındıran berbat bir yapıdaydı. Kalıcı bağlantılar bile sunamayan (örnek bir URL şu şekildeydi atıyorum: tdk.gov.tr/BADGAS514661DAFAFMWMPBZZVCW3 ) bir yapısı vardı.
Yenilenen sayfa ile birlikte çok şükür birçok hata giderilmiş. Sayfa daha estetik ve kullanışlı bir hale getirilmiş. En çok kullanılan beş adet sözlük, güzel bir menü geçişi ile anasayfaya yerleştirilmiş. Bunlar: Güncel Türkçe Sözlük, Kişi Adları Sözlüğü, Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğü, Atasözleri ve Deyimler, Yazım Kılavuzu.
Güncel Türkçe Sözlükte bir kelime aradığınızda, bunun işaret dilinde parmakla gösterilişi de animasyon olarak karşımıza çıkıyor ki, alkışlanacak bir durum.
Bir diğer sevindirici gelişme ise TDK’nın E-Ticarete atılması oldu. Artık TDK yayınlarını, http://alisveris.tdk.org.tr/ internet üzerinden satın alabiliyoruz. Yine takdir etmek istediğim detay ise bu projeyi kendi başlarına yapıp ellerine yüzlerine bulaştırmamış olmaları. Outsourcing yöntemiyle, Idefix firması ile işbirliği gerçekleştirilmiş. Güzel hareket.
Sosyal medya kullanımına TDK, hala önem vermiyor. Twitter hesabında üç beş adet tweet var. Site anasayfasında sosyal ağ butonları yok. Oysa ki bizi sosyal ağlarda takip edin mesajıyla bir iki buton koyulabilirdi. Umarım bunu da yakında dikkate alırlar.
Türkiye henüz e-devlet teriminin çok gerisinde olmasına rağmen atılan adımları güzel buluyorum. TDK’nın attığı bu adımı başarılı buluyorum. En son İgdaş’la yaşadığım tecrübeyi dile getirmiştim. SGK’nın web sayfası da yine oldukça işlevsel. E-Okul vb projeleri de beğeniyorum. Tek problem şu anda entegrasyon (tümleşme). Örneğin benim bir devlet kurumuna işim düştüğünde, bana “git adliyeye sabıka kaydı al” demek yerine ortak sistemden benim sabıkalı olup olmadığımı sorgulayabilecekleri tam tümleşik (entegre) bir e-devlet projesi hayal ediyorum. Umarım o günleri de görürüz.
BÖ!2011
Gelenekselleşen Blog Ödülleri organizasyonu bu sene 5 Ocak’ta Point Hotel Barbaros‘ta gerçekleşti. Bu sene Turkcell ‘in ana sponsoru olduğu Blog Ödülleri ‘nde Sana, Schwarzkopf, The Game, Mindshare, Hepsiburada gibi güçlü sponsorlar vardı.
Bu yıl da yine her yılki gibi efsane bir organizasyon oldu. Blog dünyasının sevilen isimleri yine bir aradaydı. Uzun süredir göremediğim arkadaşlar ile de bu vesileyle ayaküstü de olsa görüşmüş olduk.
Çok süper lüks bir otel olan Point Hotel organizasyon için ideal bir seçim olmuş. Otel personeli de gayet ilgiliydi.
Bu yıl ne yazık ki “panel”ler yok idi. Geçen yıl Tunç Kılınç‘ın moderatörlüğünü yaptığı panel gibi paneller olsaydı tadından yenmeyebilirdi. Bu sene “sunum”lara ağırlık verilmiş. M. Serdar Kuzuloğlu‘nun sunumuyla başlayan ilk etapı ne yazık ki önemli bir toplantım dolayısıyla kaçırdım. Efes Türkiye İletişim Müdürü‘nün sunumunun son bir parçasına yetiştim. One Love festivalinde kullandıkları NFC teknolojisinden, Instagram yarışmalarından vs. bahsettiği güzel bir anı yakaladım.
Sunumlardan sonraki ikramlar son derece başarılıydı. Kahve/çay makinelerinin çok erken kapatılması bizi üzse de, 2 saatlik bir toplantının ardından ilk gördüğüm gıda maddesi olan keklere ve kuru pastalara vs. abandım diyebilirim.
Sonrasında ise Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürker’in Türkçe’yi katlettiği sunumunu dinledik. Çok reklam kokan bir hareketti ama neticede ana sponsor diye doğal karşıladık. Ben iş hayatında Türkçe’nin katledilmesine alışkınım, kendim de yapıyorumve yapanlar da beni rahatsız etmiyor. Çünkü artık yakında iş yaparken Türkçe bile konuşulmayacak, bunun bilincindeyim. Amma velakin Koray Bey’inki beni bile rahatsız edecek kadar kötüydü. Kulaklarımız tırmalandı. Neyse ki sonlara doğru bize Turkcell’in yaptığı ve benim bugüne kadar duymadığım sosyal sorumluluk projelerinin videolarını izleterek duygusal anlar yaşattı, onu da öyle affettik.
Sonrasında Erdil Yaşaroğlu‘nu dinledik ki ben inanılmaz rahatsız oldum. Daha önce bir yerde dinlemiş olduğum bir sunumunu aynen yaptı. Hepi topu yarım saatlik özel bir sunum hazırlayamayacak olan adam Blog Ödülleri’ne davet edilmesin. Yok öyle bir dünya.
En eğlenceli kısım ise The Game‘deki ödül töreniydi. Kusursuza çok yakındı. Ödüller yine hızlı bir şekilde, konuşma yaptırılmadan ve katılımcıları sıkmadan çabuk çabuk verildi. Sonrasında ise müzik eşliğinde Gnctrkcll‘in ödüllü yarışmaları, açık büfe yemek ve içkiler. Gayet başarılıydı. The Game’de oynadığımız yarış simülasyonu ve Guitar Hero’yu hiçbir şeye değişmeyeceğim sanırım. Kalabalık bir arkadaş grubu ile gitmenin faydasını da bu şekilde görmüş olduk. Çok ama çok başarılıydı. Hakkı Ceylan‘ın fotoğrafımı çekeceği ise 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi! : ) Devamını Oku »
2011 Yılında Hala Telif Hakkı Gözetmek

Genişbant internetin yaygınlaşması ile birlikte ülkemizde ve dünyada “telif hakkı ihlalleri” inanılmaz boyutlara ulaştı. Filme, müziğe, şiire, kitaba, ansiklopediye, hatta tiyatro ve konserlere kadar akla gelebilecek bir çok şeye artık internetten bir şekilde erişilebiliyor, erişilmekle kalmadığı gibi yaygınlaştırılabiliyor. Bu şüphesiz ki tüm bu eserleri üretenler ve bu eserler üzerinden bir şekilde kazanç sağlayanlar için bir problem. Öyle ki ülkemizde de “korsana hayır kampanyaları”nı, toplanıp meclise giden ünlüleri, “benim hayranım benim korsanımı almaz” demagojilerini vs sıkça gördük.
Çözüm yolu ise son derece ilkel bir şekilde üretildi. Yasaklatmak, toplamak, ceza kesmek. Korsan cd baskınlarında ele geçen binlerce cd’yi ana haber bültenlerinde gördüğümüz gibi, mp3 indirebildiğimiz sitelerin yasaklanması, cd’ye ufak bir yazılım yükleyip “kopyalanamaz cd” diye ortaya çıkan (öyle bir dünya yok) müzik şirketlerini, YouTube’a her gün ihtarname çeken Müyap’ı vs. hepimiz hatırlıyoruz. Ne yazık ki bu sağlıklı bir yöntem değil. Hatta “yöntem” bile değil. Dijital dünyada “yasak” diye bir kelime geçersiz, doğasına aykırı. Bir veriyi elde etmenin, çoğaltmanın her zaman yolu bulunur.
Problem şu ki birileri eserler üretiyor ve hedef kitleleri bu eserleri bedel ödemeden ediniyor, yeni eserler nasıl üretilecek? Ben olaya bu boyuttan bakıyorum. Belki de artık “telif hakkı” dediğimiz şeyi çöpe atmanın tam zamanı. Konuyla ilgili şirketler; devletten veya hedef kitlelerinden veya dijital dünyadan bir şeyler bekleyeceklerine belki de kendi işlerini kendileri yapıp gelir modellerini değiştirmeyi düşünmeliler. Oysa ki bir eser için çok fazla para kazanma yöntemi olmalı. Günümüzde artık son tüketiciye bir şekilde “bedava” ulaştırılabilen ürünler tutuyor. Bugün Facebook yıllık 100 dolar abonelik ücreti istese kullanır mıydınız? Bilgisayarınızdaki kaç tane yazılıma para verdiniz?
Örneğin; sinema sektörü için, filmlerin içine kullanıcıyı rahatsız etmeyecek, hatta filme pozitif değer katabilecek reklamlar alsa; bir yazarın kitabının farklı bölümlerindeki beş farklı tam sayfayı kitabıyla ve/veya hedef kitlesiyle bir şekilde ilintili bir reklama ayırsa çok mu kötü olur? Kitabı korsan basanların, “dur ya şu reklamın olduğu sayfaları ayıklayayım” diye düşüneceğini sanmadığım gibi; aldığı reklamın etkisiyle yayınevinin kitap fiyatını çok makul seviyelere çekerek “korsan kitap” dünyasını bitirebileceğini bile iddia edebilirim. Bir müzik sanatçısı CD kapağının önünü kendisine, arkasını ise reklamverene ayırdığı takdirde o CD’yi, çok düşük miktarları geçiyorum, bedava bile dağıtabilir. Örneğin Tarkan bir albüm yapsa ve o albüm için Web Sitesi hazırlasa, o web sitesinde de atıyorum PEPSI‘nin reklamı olsa ve biz şarkıları oradan indirebilsek bu herkesin memnun olacağı bir yöntem olmaz mı? Hatta şarkıları indirebilmemiz için site bizden e-posta adresi istese ve PEPSI de bu adresimize ayda üç beş kereyi geçmemek suretiyle bize reklam içerikli e-posta atsa buna hayır der miyiz? Ben demem. Veya Pepsi 6′lı bir litrelik kola alana albümü yanında bedava verse? Vs. vs. Birçok yöntem geliştirilebilir. Bunun güzel bir örneğini Cem Yılmaz & Türk Telekom işbirliğinde gördük zaten.
Gerçek şu ki; telif hakkı içeren verileri üreten ve pazarlayan kimseler artık mağdur rolünü bırakıp farklı arayışlar içine girmeliler. “Benim derdim okunmak” diyen yazarları samimi bulmadığımız gibi “Ben, okuyucumun kitabıma para vererek alacağına inanıyorum” gibi acındıraklı cümlelerden de tiksiniyoruz.






