
Can Dündar’ın Yakamdaki Yüzler kitabın okudum bitirdim dün gece. Kitap, Dündar’ın tanıdığı, vefat etmiş, ünlü simalarla olan anılarını yazdığı kısa yazıların derlendiği bir kitap. Her yazı ölümden bahsettiği ve bir öncekine fazlaca benzediğinden bazen sıkıcı ve kasvetli olabiliyor. Bir de adı geçen her kişiyi tanımamak anlama problemlerine yol açıyor.
Ecevit, Yavuz Çetin, Zeki Müren, Kemal Sunal, Attila İlhan gibi isimlerle ilgili yazıları beğendim en çok. Kısa sürede okunabilecek, güzel, ölümü, hayatın boşluğunu, gelip geçiciliğini hatırlatan bir haftasonu kitabı. Tavsiye ederim.
Etiketler: attila ilhan, bulent ecevit, can dundar, imge yayınları, kemal sunal, yakamdaki yüzler, yavuz cetin, zeki müren
Geziden döndükten sonra dersleri iyice saldım. Fakat gezi psikolojik olarak bana çok iyi geldi. Yaradı yani :) İki haftayı geçmesine rağmen hala motivasyonumu toplayamadım. Ders çalışamıyorum.
Gündemden, haberlerden uzağım. Gazetelere çok nadir, internetten bakıyorum. Arada bir de Yılmaz Özdil ‘in köşesine uğruyorum. Hep aynı tantanalar.
Can Dündar ‘ın Yakamdaki Yüzler adlı kitabına başladım. Ne güzel adamın her ünlüyle bir anısı var. Yazar olmak güzel bir şey olsa gerek.
Yazar dedim de hiç bir şey yazamıyorum. Eskiden güzel yazılar yazardım. Yazı yazmasam bile bir iki mısra şiir döktürürdüm. Boşaltırdım içimi. Şimdi hiç içimden gelmiyor. Günlük bile tutmuyorum ne zamandır.
Blogla da ilgilendiğim söylenemez pek. Yeni sürüm falan çıkmış, yükseltmedim. Alan adımın süresi bu ayın sonunda doluyor. Yenilemek lazım ama param yok. Beklesin bir süre.
Son bir haftadır okul çıkışlarında basketbol oynuyoruz. Güneşin alnında baya bir pişiyoruz. Gölge olmuyor ne yazık ki pek. Çok yorgunum, vücudum inanılmaz ham. Bacaklarım ağrıyor deli gibi. Yazın sağlam bir spor programı uygulamam lazım zira önümüzdeki yıl ÖSS varken iyice hamlaşır, korkunç bir şey olurum.
Dersaneye yeni dönem için kayıt oldum. Gitti 2300 ytl. Bari biraz kasıp kazansam da ziyan olmasa şu paralar. Acıyorum vallahi.
Öyle işte. Hadi eyvallah.
Etiketler: basketbol, can dundar, Günlük, hayat koşuşturması, yakamdaki yüzler
Nihayet Abdullah Gül ‘ün adaylığı kesinleşti. Bir son dakika sürprizi olmazsa kendisi Türkiye Cumhuriyeti ‘nin 11. Reis-i Cumhuru olacak. Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun.
Abdullah Gül, yıllarca ikinci adam olmanın ezikliğini yaşadığını, gölgede kalamayacak bir tip olduğunu “meydanların sesini görmezden gelemem” diyerek belli etmiş, cumhurbaşkanlığı için bir emri vaki yapmıştı.
Gül ‘ün, Tayyip Erdoğan ‘ın gölgesinde kalamadığının belirtilerini Can Dündar ‘ın “Brütüs Kompleksi” adlı yazısında görmüştük. Kendisi 3 Kasım seçimlerinde başbakan olduğunda Tayyip Erdoğan ‘ın “Başbakanlık Koordinasyon Mercii” betimlemesine “Ben emanetçi olmam” diye cevap vermişti. Yine aynı Abdullah Gül AB müzakerleri sürecinde “Masanın altından vurarak Başbakan’ı uyarıyordum” şeklinde de bir laf etmişti.
Gül ‘ün adaylığının aslında koltuk ihtirasıyla bir alakası yok. Gül, normal şartlar altında cumhurbaşkanlığını böyle çocuklar gibi heves etmezdi. O, adaylıkta direterek, adeta Erdoğan ‘ın altında geçirdiği yıllara küfrediyordu.
Peki cumhurbaşkanı olduğunda Abdullah Gül ne yapacak? Dış İşleri Bakanlığı dönemindeki gibi vasat işler yapacaksa yandı gülüm keten helva. Eğer Abdullah Gül, gerektiğinde açık bir şekilde Tayyip Erdoğan ‘a ayar verebilecekse, veto yetkisini sakınmadan kullanacaksa, dediği gibi “sözde değil özde laik” olabilecekse ulusalcılar şimdiden derin bir oh çekebilirler. Şuan için tablo böyle görünüyor, ama Gül bu kadar cesaretli mi, göreceğiz.
Kafalarda soru işareti bırakan bir diğer durum ise, seçimlerden hemen sonraki 30 Ağustos Resepsiyonu. Abdullah Gül türbanlı eşini de getirecek mi. Getirirse asker, anında tavır koyacak mı? Bir krize sebebiyet vermemek açısından Abdullah Gül ‘ün eşini getirmeyeceğini düşünüyorum, ama tüm bu türban şakşakçılarına bir “hareket çekme” maksadı ile Cengiz Abazoğlu gibi modacılarla “modern bir türban” tasarlattıracağı gibi bir iddia okumuştum, Gül, belki böyle bir sürpriz yapabilir. “Modern türban” nasıl olur o da ayrı bir muamma, eğer böyle bir durum varsa, Cengiz Abazoğlu ne yapacak merak ediyorum doğrusu.
Şuan Ertuğrul Özkök ‘ün kafasını yazı yazdığı masasına dank dank dank diye vurduğunu göz önünde bulundururak, Gül ‘ün, cesur bir çizgi izlerse, ulusalcıları dahi memnun edebilecek bir cumhurbaşkanı portresi çizmesi içten bile değil. Bir başka açıdan bakacak olursak, Recep Tayyip Erdoğan yerine Abdullah Gül ‘ün cumhurbaşkanı olması benim için daha bir tahammül edilebilir.
Sözün özüne gelirsek eğer, ezici bir çoğunlukla seçimi kazandılar. İstediklerini seçebilirler. Benim tek istediğim artık mağdur edebiyatını bırakmaları. Cumhurbaşkanını seçiyorsun, başbakanı seçiyorsun, kabineyi oluşturuyorsun, ama hala mağdursun. Artık yeter. Alın size yetki, alın size meclis, seçin istediğinizi. Ama artık mağdur çocuk olmayı bırakın ve iş yapın. Milletin yarısı, sırf mağdur çocuk olmayın diye oy verdi, şimdi ise “iş” bekliyor. Ne seçiyorsanız seçin de işimize bakalım.
Etiketler: abdullah gul, akp, brutus kompleksi, can dundar, cumhurbaskanligi secimi, ertugrul ozkok, recep tayyip erdogan, rte