Doğancan Ülker

Informatiker

Archive for the ‘dil’ tag

Dağarcığınıza Her Gün İki Söz

with 5 comments

Türk Dil Kurumu ‘nun belki de tek yüz akı olan projesinden bahsetmenin zamanı geldi. Türk Dil Kurumu yaklaşık beş aydır Dağarcığınıza Her Gün İki Söz adıyla başlattığı servisinde adeta harikalar yaratıyor. Servis şöyle hizmet veriyor ; size her gün bir e-posta yollanıyor ve bu e-posta ‘da sözlükten rastgele seçilmiş bir kelimenin anlamı ve de gündemde, televizyonda, orada burada yalnış kullanılan bir kelimenin doğrusu olmak üzere iki madde yollanıyor. Bunlar son derece kısa, bir iki cümleyle anlatılıyor. Oldukça keyifli ve bilgilendirici.

TDK, ülkemizde yaptığı yanlışlıklarla, çifte standartlarla en çok eleştirilen kurumlardan birisi. Eleştirileri de son derece hak ettiğini düşünüyorum. Ama bu servis, sanki TDK hazırlamıyormuş gibi başarılı !

E-postaları Uzm. Adem Terzi ve Uzm. Beyza Gültekin hazırlıyor.

Katılıp denemek için bilgi@tdk.org.tr ‘ye Dağarcığınıza Her Gün İki Söz konulu bir mail atmanız yeterli.

Şiddetle tavsiye ediyorum.

Written by Doğancan Ülker

Temmuz 10th, 2007 at 9:47 pm

Türkçe 'yi Kullanamama Üzerine

without comments

Artık Türkçe eskisi gibi özenle kullanılmıyor.Dil filozofları her yerde yana yakıra, yırtına yırtına televizyonları, radyoları, yeni nesli uyarmasına rağmen yeni nesil kuşağı olan bizler ve yurdum insanı ne yazık ki sadece ‘he he’ deyip geçiyor.

Dilin kullanım yanlışlıkları birazda toplumdaki statü farklılıklarından kaynaklanıyor.Örneğin sosyete kesiminin yaptığı Türkçe yanlışlıkları ile yurdum insanının yaptığı Türkçe yanlışlıkları durumu açıklıyor.Sosyetede kullanılan ‘brunch, chaw, peeling, botos’ ; genç neslin kullandığı ‘döncem ben sana, dj, are you ready, relax ol’; yurdum insanının kullandığı ‘napıyon, nörüyon, domata,’ gibi klasik yanlışlıklar çığ gibi büyümekte ve bu yanlışlıklara ‘McDonalds, Cococola, HSBC’ vb. markalar da eklendiğinde işin içinden çıkılması oldukça güçleşiyor.Bir Türk firması yabancı bir ülkede Türkçe isimle bir marka, işletme vb bir şey kurduğunda o ülkenin insanları o ismi Türkçe’de okunduğu gibi değil, kendi dillerinde okunduğu gibi telaffuz ediyorlar; fakat bizim ülkemizde batıya özenen ‘özenti’ kesimin o sözcükleri, dudaklarını büze büze, yamulta yamulta, okuması bütün yurdu etkiliyor ve herkes o sözcükleri o şekilde kullanmaya başlıyor.Elbette ki bu yanlış kullanımların bütün suçunun bu kesimin üzerine atılması Nasreddin Hoca’nın ‘hırsızın hiç mi suçu yok?’ sözünü hatırlatıyor.Bu konuda suç o kesimde olduğu kadar onlardan etkilenen vatandaşlarındır.

Mesela en basiti futbol maçlarını düşünelim; bir Türk-yabancı futbol maçında spiker Nihat Kahveci’nin ismini ‘Nayhıt Kahveki’, Rüştü Reçber’in ismini ise ‘Rüstu Rekbır’ diye okurken; bizim spikerlerimiz ise sanki yabancı asıllı birer Türk’müş gibicesine yabancı isimleri ‘yabancı’ şekilleriyle okuyorlar.Bu durum sadece konuşma diliyle kalmıyor; yazı dilinde de tekerrür ediyor.Yine spordan örnek verecek olursak; mesela Fenerbahçe-Bolton Wandrereas maç yapıyor olsun.Maçın ertesinde yabancı internet sitelerinde, medya organlarında, onların alfabelerinde ‘ç’ olmadığı için Fenerbahçe ‘Fenerbahce’ diye yazılır.Türk alfabesinde de ‘w’ yoktur fakat Bolton Wandrereas yine ‘Bolton Wandrereas’ diye yazılır.Ortadaki yanlışlığı birçok şeye mal edebiliriz; batıya olan özencimize, sürekli batıya karşı jest yapma zorunluluğu hissetme alışkanlığımıza, bilinçsiz medyaya, yabancı dilde sözcükler yazmayı becerebildiğinde ‘ben bu İngilizce’yi söktüm’ diyen birtakım yazarlara vs.

Türkiye’deki bu dil kaosunun –bu ismi özenle seçtim- gerekli çalışmalar yapılmadığı takdirde birkaç yıl içinde akıl alamayacak kadar vahim bir duruma geleceği gerçektir.Korkarak yazıyorum ki bugün kendi dili gerçek anlamda öldüğü için İngilizce,Portekizce gibi dilleri kullanan ülkeler arasına girebilmemiz içten bile değildir.

Pop müzik adı altında, pop ile hiçbir ilgisi olmayan, ve onlarca Türkçe dışı sözcük içeren şarkılar, seviyesiz TV ve radyo programları, kelime dağarcığı Türkçe’den daha fazla yabancı kelime içeren ‘sefil’ insanlar Türkçe’nin sonunu hazırlamaktadırlar.Kitap okuma, şiir okuma, ‘Türkçe’ yayın yapan gazete okuma, ‘Türkçe’ müzik dinleme gibi faaliyetler bu duruma engel olabilecek en güçlü faaliyetlerdir; ta ki geç kalınmadıysa…

Dünya’da 6000 dil olup da; şuan dünyadaki popüler dil sayısının 200’lerde kalması dillerin neden yok olup gittiği konusunda düşünmemize temel atan bir bilgidir.Üstelik günümüz dünyasının tek bir dile, İngilizce’ye, odaklandığı bu dönemde bu sayının gözle görülür bir şekilde azalacağını düşünebiliriz.

Günümüz Türkçe’sinin bozulma sebeplerinden biri de terimler.Özellikle teknoloji alanındaki terimler yeni nesil teknolojik beyinlerin sözcük dağarcığını tehdit ediyor.Bilgisayara ‘PC’, diz üstü bilgisayara ‘laptop’, yazıcıya ‘printer’, resimli mesaja ‘multimedya mesajı’ deniliyor; oysa ki bu Türk Dil Kurumu bu terimlerin her biri için Türkçe sözcük türetmişken…Bu durum sadece teknoloji ile sınırlanmıyor; televizyon programlarında dikkatinizi çekmiştir kısa görüntü kliplerine ‘vtr’ deniliyor.Bu sözcüğün bir televizyoncu tarafından mesai saati içinde kullanılması oldukça normaldir; fakat özellikle sabah programlarında yaşlı başlı teyzeler bile ”vtr’yi açın görürsünüz’’ ya da ”hayır yalan söylüyor vtr’yi açın görelim” gibi cümleleri kurabiliyorlar.Oysa bunun Türk Dil Kurumu’nca belirlenmiş bir karşılığı var: ‘klip’.Verdiğim örneklerden yola çıkarak söylüyorum ki galiba yurdum insanında birazda bir şeyler bildiğini sürekli göstermek gibi bir gereksinim duyma söz konusu.

Bazen ihtiyaçlar doğrultusunda da yanlış kullanımlar gerçekleşebiliyor.İnternette sanal sohbet, halk arasındaki yanlış tabiri ile Chat, esnasında yada cep telefonu ile kısa mesaj sohbeti esnasında fazla kontör gitmemesi için kısaltılmış sözcükler kullanılıyor.Naber demek için ‘nbr’ , selam demek için ‘slm’, kontör demek için ‘kntr’ gibi harf grupları icat edilmiş.Bu durum kabaca düşünüldüğünde fazla önemi olmayan bir konu gibi gelebilir fakat domino taşlarından yapılmış büyük kulelerin de bir tek taş yerinden oynadığı için yıkıldığını unutmamak gerektiği kanısındayım.Küçük şeylerin büyük hatalara dönüşmesi beklenmedik fakat olası şeylerdir; tarihte bir çok hüsran küçük şeylerin büyümesinden ibarettir; bilimde bugün keşfedilmemiş her şey küçük şeylerin gözden kaçırılmasından dolayı keşfedilmemiştir.Bugün kullanılan bu kısaltmalar yarın sözcük haline gelip dili ve dil yapısını tehdit edebilir.Ayrıca bu tip küçük kısaltmalar insanların sözcük dağarcığını kısıtlayabilir; örneğin bir gün birine nasılsın derken diğer gün ne haber diyebiliriz.Böylece farklı kelimeler kullanarak sözcük dağarcığımızı yenilemiş oluruz; fakat yazma dilindeki bu tip kısaltmaların herhangi bir anlamdaşı olmadığı için yazacağımız her iletide aynı kelimeleri kullanırız ve bu bizim konuşma dilimizde de devamlı o kısaltmanın açılımını kullanmamızı sağlar; öyle ki eğer bu tip mesajlar alan biriyseniz etrafınızdaki insanların her gün size ‘nasılsın’ değil de çoğunlukla ‘naber’ dediğini fark etmişsinizdir.

Dil oluşturmak kolaydır çünkü dil ihtiyaçlar doğrultusunda doğar; önemli olan onu yaşatmaktır.

Her şey bir kenara ulusal bir dil o ulusun şerefidir, simgesidir, namusudur, temsilcisidir, itibarıdır; dili bir ulusun her şeyidir.

NOT:Bu yazı siyahkahve.com da da yayınlanıp büyük ilgi görmüştür.Yazıyı ve yorumları görmek için tıklayınız

Written by Doğancan Ülker

Ağustos 23rd, 2006 at 9:08 am

Posted in Genel

Tagged with , ,