Archive for the ‘e-ticaret’ tag
Türk Dil Kurumu’nun Web Sayfası Yenilendi
Dilin kullanımına duyarlı her vatandaş gibi ilk başvuru kaynağım genellikle Türk Dil Kurumu’nun internet sayfası oluyor. Bu sayfa yenilenmeden önce (önceki halinin ekran görüntüsü archive.org’da ne yazık ki yok. Keşke olsaydı.) inanılmaz derecede kötüydü. En çok kullanılan Büyük Türkçe Sözlük, sayfanın diplerindeydi. Sayfa sanki sağa sola fırlatılmış kitaplar gibi dağınık, düzensiz, Web 2.0 standartlarının alayından yoksun bir halde, bazı ölü linkler barındıran berbat bir yapıdaydı. Kalıcı bağlantılar bile sunamayan (örnek bir URL şu şekildeydi atıyorum: tdk.gov.tr/BADGAS514661DAFAFMWMPBZZVCW3 ) bir yapısı vardı.
Yenilenen sayfa ile birlikte çok şükür birçok hata giderilmiş. Sayfa daha estetik ve kullanışlı bir hale getirilmiş. En çok kullanılan beş adet sözlük, güzel bir menü geçişi ile anasayfaya yerleştirilmiş. Bunlar: Güncel Türkçe Sözlük, Kişi Adları Sözlüğü, Bilim ve Sanat Terimleri Sözlüğü, Atasözleri ve Deyimler, Yazım Kılavuzu.
Güncel Türkçe Sözlükte bir kelime aradığınızda, bunun işaret dilinde parmakla gösterilişi de animasyon olarak karşımıza çıkıyor ki, alkışlanacak bir durum.
Bir diğer sevindirici gelişme ise TDK’nın E-Ticarete atılması oldu. Artık TDK yayınlarını, http://alisveris.tdk.org.tr/ internet üzerinden satın alabiliyoruz. Yine takdir etmek istediğim detay ise bu projeyi kendi başlarına yapıp ellerine yüzlerine bulaştırmamış olmaları. Outsourcing yöntemiyle, Idefix firması ile işbirliği gerçekleştirilmiş. Güzel hareket.
Sosyal medya kullanımına TDK, hala önem vermiyor. Twitter hesabında üç beş adet tweet var. Site anasayfasında sosyal ağ butonları yok. Oysa ki bizi sosyal ağlarda takip edin mesajıyla bir iki buton koyulabilirdi. Umarım bunu da yakında dikkate alırlar.
Türkiye henüz e-devlet teriminin çok gerisinde olmasına rağmen atılan adımları güzel buluyorum. TDK’nın attığı bu adımı başarılı buluyorum. En son İgdaş’la yaşadığım tecrübeyi dile getirmiştim. SGK’nın web sayfası da yine oldukça işlevsel. E-Okul vb projeleri de beğeniyorum. Tek problem şu anda entegrasyon (tümleşme). Örneğin benim bir devlet kurumuna işim düştüğünde, bana “git adliyeye sabıka kaydı al” demek yerine ortak sistemden benim sabıkalı olup olmadığımı sorgulayabilecekleri tam tümleşik (entegre) bir e-devlet projesi hayal ediyorum. Umarım o günleri de görürüz.
Web’in Geleceği ve E-Ticaret Konferansı

26 Şubat 2011 tarihinde Beykent Üniversitesi – Ayazağa Kampüsü‘nde gerçekleştirilen Web’in Geleceği ve E-ticaret Konferansı‘na katıldım. Birçok organizasyon problemine karşın, konferans oldukça doyurucu bir yapıdaydı. Özellikle Serdar Çadırcı, Boran Gökbulut ve Melih Ödemiş’in sunumları çok çok etkiliydi.
Konuşmacılar ve Sunumları
Ufuk Tarhan kendisinden çok çok fazla bahsetti ve sıktı. Bir saat konuştu ise yaklaşık 40 dakikasını tamamen kendisine ayırmıştır diyebiliriz. Hatta bir ara “durun Blackberry’mi de açayım, bir saniye İpad’i kronometreye alayım” gibi şirinlik yaptığını zanneden cümleler kurdu. Fakat kalan süreyi çok iyi kullandı ve çok doyurucu paylaşımlarda bulundu. Özellikle sosyal medyayı etkili kullanmanın önemini iyi vurguladı, güzel örnekler verdi.
Serkan Çadırcı ismini daha önce hiç duymamıştım ama kendisi günün yıldızıydı. Mükemmel bir sunum yaptı, kendisini mükemmel ortaya koydu. En çok dikkati o topladı, en çok kendisini o dinletti. Bahsettiği Drop Shipping ve E-brokerlık gibi konular çok ilgi gördü. Kendi öğrenciliğinde yaptığı Drop Shipping işlerinden, ettiği küçük karlardan bahsetti. En çok soruyu da yanılmıyorsam yine o aldı.
Benim en çok merak ettiğim isim, okuduğum bölüm dolayısı ile Mesut Mert idi. Mesut Mert Microsoft’ta Microsoft Dynamics Teknoloji Danışmanı. Microsoft Dynamics bir ERP sistemi olduğundan ve ERP hem teknik bir konu olması hem de Türkiye’de hala öneminin anlaşılamaması (oysa ki öğrencilerin bu konuyu bir gelecek fırsatı olarak görmeleri gerektiğine inanıyorum) sebebiyle sunumu ne yazık ki beklediğim kadar ilgi görmedi. Ben ve bölümümden bir iki arkadaşım oldukça ilgilendik ama yeterli olmadı ne yazık ki. Mesut Bey’in sunumu iş hakkında biraz bir şeyler bilen insanlar için çok faydalıydı. Ben verim aldım. Bir başka değindiği şeye ise hayran oldum ki; o da sunumda e-ticaretten bahsederken sürekli sosyal medya sosyal medya diye geveleyen Ufuk Tarhan’a cevaben ilk sözünün e-ticaret’in bu kadar basit bir iş olmadığını, mutfağında çok daha karmaşık yapılar olduğunu dile getirmesiydi. Salon Mesut Mert‘ten verim almayı beceremese de ben oldukça verim aldım.
Bilge Adam Yazılım Bölüm Başkan Yrd. Boran Gökbulut‘un sunumu da yine oldukça verimliydi. Steve Jobs, Bill Gates, Mark Zuckerberg gibi ünlü isimlerin hayat hikayelerinden ve bunların “ortak nokta”larından bahsetti. En başarılı sunumlardan biri yine oydu. Read the rest of this entry »
Gittigidiyor'daki Bozukluklar ve Öneriler
Gittigidiyor Türk E-Ticaret tarihinin yapıtaşlarından biri ve sektörde tam 10 yıldır zirveye oynuyor. İş modeli gereği hem kendisi kazanıyor, hem kullanıcı kazanıyor. Gittigidiyor sayesinde gerçekten birçok firmanın batmaktan kurtulduğunu, birçok insanın kendisine ek gelir sağladığını biliyorum, şahit olduğum iyi örnekler var. Gelgelelim 10 yıldır sektörün tam içerisinde olmasına ve sektörün belki de en deneyimli firması olmasına rağmen Gittigidiyor’da hala çeşitli noktalarda sıkıntılar var. Bu yazıda bu sıkıntılara biraz değinmeyi ve nacizane çözüm önerilerimi sunmayı istiyorum.
- Gittigidiyor, satış sonunda satıcıdan vergiler de dahil %10 komisyon alıyor. Bu oranın çok fazla olmasını bir yana bırakacak olursak aslında en büyük sorun “alt limit – üst limit sorunu”. 50 liralık bir satıştan 5 liralık komisyon mantıklı ve makul bir miktar. Lakin 2500 liralık bir satıştan 250 lira komisyon almanın bir mantığı yok. Örneğin LCD TV sattığımızı ve 2500 TL fiyat düşündüğümüzü düşünelim. Öncelikle yaklaşık bir on lira kadar listeleme ücreti bizi bekliyor. 250 lira da satış sonrası vereceğimiz bir meblağ var. Kargoyu da “satıcı ödemeli” olarak ayarladığımızı ve 75 lira da kargo masrafı çıktığını düşünelim. Bu durumda kazandığımız para 2165 TL. Evet bir LCD TV satmak bize 335 TL’ye mal oldu. İşte bu durum Gittigidiyor’da yüksek değerli, ve kargo ücretini arttıracak yüksek hacimli ürünleri satma fikrini satıcıdan bu haklı nedenlerden dolayı soğutuyor. Bu da Gittigidiyor komisyon oranlarında bir alt limit – üst limit uygulamasının artık hayata geçirilmesini zorunlu kılıyor. Örneğin 0-500 TL arası %10, 500-1500 TL arası %7 gibi oran kriterleri belirleseler bu satış sayısında çok olumlu bir artış sağlayacak, Gittigidiyor da satıcı da alıcı da daha çok kar edecektir.
- Bir diğer gördüğüm eksiklik ise aslında hiçbir mantığı olmayan, Gittigidiyor’a da hiç yakışmayan bir eksiklik. Aslında ben buna eksiklik demekten ziyade hata demeyi yeğliyorum. O da şu: ” Üye olmayan kullanıcının ürün fiyatlarını görememesi”. Bu çok ama çok yanlış, bir mantık temeline oturtamadığım bir uygulama. Google’dan bir ürün arayan, ve arama sonucunda Gittigidiyor’a denk gelen bir ziyaretçiden fiyatı görmek için eğer üye olması isteniyorsa, o kullanıcı %99 ihtimalle üye olmadan sayfayı terkedecektir. Kullanıcı fiyatı görebilseydi belki de fiyatı çok cazip bulacak, almak isteyecek, almak için anına üye olacak ve alımı gerçekleştirecekti. Gittigidiyor bu saçma uygulamasını hem kendi iyiliği için, hem satıcılarının iyiliği için derhal kaldırmalıdır. Read the rest of this entry »
Neden E-Ticaret’te Tutunamıyoruz?

Her geçen yıl e-ticaret “ticaret”in daha büyük bir yüzdesini oluşturuyor. Türkiye olarak biz her ne kadar gelişmeleri sonradan takip etsek de dünya pazarında çok süratli bir köşe kapmaca var. Türkiye’de ise her gün yeni bir “grup alışveriş sitesi” açmaktan daha iyi şeyler ne yazık ki şu sıralar göremiyorum.
Bu yazıda daha çok kurumsal değil de bireysel (bireysel derken internetten kendi ürettiği el işini satan hanımlar, sanat eseri satan beyefendiler, zippo satan öğrenciler vs gibi) e-ticaretteki başarısızlığımızdan bahsetmek istiyorum. Geliştirdiği ve kendi imkanlarıyla üretebildiği ürünleri internetten satmaya çalışan ve hüsrana uğrayan çok fazla insan tanıyorum. Bunlar üzerinde geliştirdiğim tespitleri madde madde listelemek isterim:
- Sadelik ilkesini gözardı ediyoruz, “herşey olsun abi” istiyoruz. Yurtdışından getirdiği bir ürünü satan birinin sitesinde, sayaçtan tutun e-kart yollama aparatına (!) kadar alakalı alakasız bir sürü obje vardı. Sayfa neredeyse yarım saatte açılıyordu. Esas problem ise o kişi sitesinin karmaşık olduğunun farkında değildi, ona dünya güzeli gibi görünüyordu. Tasarıma her zaman önem verilmeli, tasarımda dikkat dağıtacak ögelerden kaçınmalı ve sadelikten yana olmalıyız halbuki.
- Reklam olayını beceremiyoruz. Etkili reklam yapamıyoruz. Bu alanda birçok bireysel girişimcinin “bilgi eksikliği” var. Google Adsense, Reklamstore gibi reklam ağlarından habersiziz. En basiti webmaster forumlarına girip yüksek hitli bir siteye link verdirtmek bile aklımza gelmiyor; ve en kötüsü reklam konusunda her Türk vatandaşı gibi çabuk galeyana geliyoruz. Daha geçen internetten kendi sanat eserlerini satan bir beyefendiyle tanıştım ve bana “E-mail gönderen bir firma (tabi ki spam e-mail) ile anlaştığını, aylık 250 TL (!) ödediğini ve bu sayede mailinin günlük 8000 kişiye ulaştığını (!) söyledi” ve firmadan memnun olduğunu ekledi. Şaştım kaldım. Bu konularda araştırma yapmayı, hadi araştırma yapmayı geçtik bari birilerinden danışmanlık almayı bilmiyoruz, beceremiyoruz.
- Sosyal ağları iyi kullanamıyoruz. Bugün Türkiye’de en çok ziyaret edilen sitelerden biri olan Facebook‘u bile doğru dürüst kullanamıyoruz. Türkçe olmasına rağmen hala sayfa yerine profil açan işletmeler var. “X bilmemne şirketi” beni “arkadaş olarak ekleyince” pek alışveriş yapasım kalmıyor açıkçası. Oysa ki internette belli bir kitle yakalamak isteyen satıcılar en azından Facebook’u etkin bir şekilde kullanmalı, güzel bir sayfa oluşturmalı, kendi bütçesi oranında kampanyalar ve çekilişler yaratmalıdır.
- Sabırlı olmuyor, çabuk pes ediyoruz. Eğer amatör olarak internetten satış yapacaksanız, potansiyel müşteri adayınızın size güvenebilmesi gerekir. Güvenmeli ki size parayı yollasın, siz de ona ürünü yollayın. Neticede resmi bir firma bile değilsiniz. İşte bu nedenle uzun bir süre istenilen müşteri sayısına ulaşılamayabilir. Önemli olan sabırdır. Yakalanılan tek tük müşteriye birer altın gözüyle bakılmalı ve onların sizin hakkınızda internetteki herhangi bir siteye girecekleri bir yorum yeni müşterilerinize açılacak kapı olarak görülmelidir. Zamanla belli bir yere gelinmiş, birkaç blogda adınız geçmiş hale geldiğinizde daha düzenli bir müşteri kitlesi elbette elde edilecektir.
Bunlar benim aklıma gelenler. Sizin ekleyecekleriniz varsa lütfen yorum olarak yazınız.







