Doğancan Ülker

Informatiker

Archive for the ‘oğuz atay’ tag

Tehlikeli Oyunlar – Seyyar Sahne

without comments

İnternetteki yorumları okuduktan sonra beklentilerimi en üst düzeyde tutarak gittiğim bir oyundu Tehlikeli Oyunlar. Herhangi bir tiyatro oyunu olsaydı beklentilerimi minamal düzeyde tutabilir, eğer beklentilerimin üzerinde çıkarsa mutlu mutlu evime dönebilirdim; lakin söz konusu Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı olunca, 3 – 4 kere okuduğum başucu kitabı olunca ve de internetteki o müthiş yorumları okuyunca beklentilerim ister istemez yüksek boyutlara ulaştı. Ve oyun beklentilerimi fazlasıyla karşıladı.

Benim korkum “bu kadar ağır bir romanı, bir adam tek kişilik bir oyun olarak nasıl sahneye koyabilir?” idi. Koymuş. Harika olmuş. Gerek oyunun kurgus, gerek oyunu oynanabilir kılmak için düşünülmüş mükemmel “salıncak” fikri ile müthiş bir emeğin ürünü vardı sahnede. Erdem Şenocak gerçekten çok başarılıydı. Ortada müthiş ağır bir ezber, verilmesi gereken zor bir ruh hali ve karakterden karakte zıplayışlardaki o performans harikaydı. Bence Erdem Şenocak Türk Tiyatrosu için harika bir çalışma yapıyor, Türk tiyatrocularının bundan pek haberi olmasa da. Oyunun çok kısıtlı imkanlarla ortaya konduğu belli.

Oyunlaştırılırken kitaba beklediğimden çok daha fazla bağlı kalınmış olması hoşuma gitti ve gerçekten Erdem Şenocak performasıyla göz doldurdu. Salıncakları kullanış şekli, müthiş ezberi ve müthiş mimikleri ile insanı büyülüyor. Oyuna katılan komedi unsurları da çok hoş olmuş.

Oğuz Atay seven, tiyatro seven herkese mutlaka izlemesini önereceğim oyunla ilgili bilgileri buradan bulabilirsiniz.

Oyun İTÜ – Maçka Kampüsü İşletme Fakültesi Tiyatro Salonu’nda oynanmaktadır.

Written by Doğancan Ülker

Aralık 12th, 2010 at 7:56 pm

Aylak Adam

with one comment

 

aylak adam

Daha önce burada tanıttığım Tutunamayanlar ‘ı andıran, Tehlikeli Oyunlar ‘ı da fena halde hatırlatan bir kitap Aylak Adam. Arka kapağındaki tanıma göre ise:

Her şeye “karşı” duran,”karşı” çıkan,”karşı” olan, sıradanliğa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç katlanamayan,hem farklıyı, hem doğruyu arayan, bir ismi bile olmayan ve Yusuf Atılgan’in kısaca “C.” dediği bir adam… Aylak adam… Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.

Kitap alışılmışın dışında sade. Bir o kadar da buhranlı. “Hiçbir iş yapmadan hayatını sürdürme” meselesi ele alınmış, ek$i sözlükteki bir diğer ifadeyle maslow ‘un ihtiyaçlar piramitinin tepesinden bakan bir adamın buhranları anlatılmış. İnsanlardaki yabancılaşmayı bu kadar iyi vurgulayan bu romanla birlikte Yusuf Atılgan ‘ı da Oğuz Atay ‘ın yanına koyuyor zihnimiz… Read the rest of this entry »

Written by Doğancan Ülker

Kasım 25th, 2007 at 4:32 pm

Tutunamayanlar

with 9 comments

tutunamayanlar

Kitabın ilk yarısına geldikten sonra, o kadar etkilenmiştim ki, bu kitap hakkında o kadar çok şey düşünmüştüm ki, bu yazı hep kafamın içinde bir yerlerde dolaşıyordu. Kitabın arkasındaki bu boş sayfaları çok uzun zaman önceden gözüme kestirmiştim.

Tutunamayan. Böyle bir insan türü var, bir gerçek. Ben tutunamayan mıyım? Bilmiyorum.

Bugüne kadar birçok kez intihar etmeyi düşündüm. Hala daha da düşünürüm. Bir ara Yavuz Çetin ‘i anlamaya adamış olan ben, sanırım, şimdi Selim Işık ve Turgut Özben ‘i anlamaya çalışıyorum.

Selim Işık. O ‘nu tanımlayacak bir sıfat bulmak zor. Zira Türkçe ‘yi oluşturan insan kabileleri tutunan insanlardı; Türkçe oluşurken tutunamayanlar düşünülmedi. O yüzden Selim Işık için tek bir söz edebiliyoruz: tutunamayan.

Gerçekten, ontolojik nedenlerden dolayı intihar edilebilir mi? Bir varlık sırf düşündüğü için intihar eder mi? Eder. Bunu Yavuz Çetin ‘de gördüm. Selim Işık ‘ta da görüyoruz. Ne? Selim Işık hayali bir kahraman mı? Hadi canım! Selim Işık benim. Hatta belki de sensin aynı zamanda.

Turgut Özben. Nasıl bir adamsın sen? Nasıl bu kadar gerçeksin? Turgut, sen gerçekten ben misin? Neden hep aynı şeyleri düşünmüşüz Turgut? Neden o alçak şehir yaşamından, yüksek gökdelenlerden -pek yoktu senin zamanında-, kravatlı adamlardan – biz de onlardan biri olduğumuz halde üstelik -, zenginlerden, dilencilerden korkmadık? Neden bunca yıl korkmadık da yeni dank etti kafamız. Niye düşünmedik bunca yıl, hiç? Read the rest of this entry »

Written by Doğancan Ülker

Ekim 1st, 2007 at 11:55 pm