Herkesi kucaklayacağız, herkesin başbakanı, herkesin cumhurbaşkanı olacağız demişti Recep Tayyip Erdoğan.
Şimdi ise cumhurbaşkanı seçimlerinden rahatsız olan Bekir Coşkun ‘a “vatandışlıktan çık, terket benim ülkemi” diyor.
Bekir Coşkun, yıllardır köşe yazarlığı yapan, aykırı görüşleriyle tanınan, birçok kesimin “din düşmanı” olarak gördüğü, sert laik bir yazar. Şahsım adına, severim, diyemem. Yıllardır yanlış bir muhalefet çizgisi vardı yazılarında ve o bugün daha da arttı. Ayrıca entelektüel bilgisi amışan da değildir. Ama yaklaşık iki yıldır her yazısını okumuş, birçoğunu beğenmişimdir. Özellikle Kurban Bayramı ile yazdığı bir yazı vardır ki birkaç gün uyuyamama sebep olmuştur. Neyse.
Bekir Coşkun ‘u, sevelim veya sevmeyelim, bu konudaki haklılığını kabul etmeli, ona destek çıkmalıyız. Başbakanın “vatandaşlıktan çıksın” demesi 22 Temmuz gecesi konuşmasının zihniyetinin ürünü değil, “ananı da al git lan burdan” zihniyetinin ürünüdür.
Bu yazıyı Bekir Coşkun ‘un bugünkü köşe yazısının yayınlandığı saatlerde yazıyorum. Bekir Coşkun bugünkü köşesinde aynen şöyle demiş:
Ben bu ülkeyi severim.
Amerika’da okuyan kızlarım yok.
Oğluma Washington’da iş vermediler.
Kimse benim için yabancılara gidip “Delikten aşağı süpüreceğinize kullanın” da demedi, dedirtmedim.
Yerden göğe kadar da haklıdır.
Bir insana, vatandaşlıktan çık demenin insanın dinine, karısına, kızına küfretmekten farkı yoktur. Böyle bir davranış, erkekliğe, mertliğe sığmaz. Bundan birkaç gün sonra özür dilenecekse, ki asla öyle birşey olmayacaktır, böyle bir “talihsiz açıklama” olamaz. Bu düpedüz “ya bendensin ya ondan” zihniyetidir. Bu ifade özgürlüğünün idam edilmesidir.
Şimdi bloglarında, köşelerinde, forumlarında ifade özgürlüğü, Kürtlerin hakları, DTP, Ufuk Uras, Sivil Anayasa diye bağırıp duranlar bu konuyu ele alsınlar. Çok merak ediyorum hangi pencereden bakacaklar.
Şuan itibari ile ülke başbakanının anayasayı ihlal ettiği bir ülkede yaşamaktayız. Buna dikkat edelim. 17 yaşındaki veletin başbakana demokrasi dersi vermeye kalktığı bir ülke.
Ne demiş Anayasa ‘nın 23. maddesi:
“Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.”
Bu tip durumları şüphesiz ki önümüzdeki uzun yıllarda sık sık göreceğiz. Bunu bizler istedik. Türban tartışmaları yapılırken susuz kalmayı, iş bulamıyorken Bekir Coşkunlarla uğraşmayı, ÖSS ‘yi kazanamıyorken 367leri dinlemeyi, hepsini bizler istedik. Borç parayı, istikrar sandınız, oy verdiniz; zaten sizin için önemli olan doların fazla kıpırdamaması ve kredi kartlarınızda pürüz çıkmamasıydı.
Peki, şimdi ne olacak? Ne mi olacak? Daha önce ne olduysa aynısı olacak. Olaylar, hipnoz edilirken sallanılan saatler gibi tekrar tekrar tekrarlanacak. Bir bakmışsın Emin Çölaşan kovulmuş, ertesinde Hayrunisa ‘ya modern türbanlar için imaj-maker ‘lar tutulmuş, sonra Bekir Coşkun ‘a vatandaşlıktan çık git denmiş; her gün yeni ve heyecanlı masallarla mışıl mışıl uyuyacağız, dün dinlediğimiz masalı unutarak !
Etiketler: bekir coskun, bekir coskun ve tayyip erdogan, emin colasan, recep tayyip erdogan, rte
Nihayet Abdullah Gül ‘ün adaylığı kesinleşti. Bir son dakika sürprizi olmazsa kendisi Türkiye Cumhuriyeti ‘nin 11. Reis-i Cumhuru olacak. Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun.
Abdullah Gül, yıllarca ikinci adam olmanın ezikliğini yaşadığını, gölgede kalamayacak bir tip olduğunu “meydanların sesini görmezden gelemem” diyerek belli etmiş, cumhurbaşkanlığı için bir emri vaki yapmıştı.
Gül ‘ün, Tayyip Erdoğan ‘ın gölgesinde kalamadığının belirtilerini Can Dündar ‘ın “Brütüs Kompleksi” adlı yazısında görmüştük. Kendisi 3 Kasım seçimlerinde başbakan olduğunda Tayyip Erdoğan ‘ın “Başbakanlık Koordinasyon Mercii” betimlemesine “Ben emanetçi olmam” diye cevap vermişti. Yine aynı Abdullah Gül AB müzakerleri sürecinde “Masanın altından vurarak Başbakan’ı uyarıyordum” şeklinde de bir laf etmişti.
Gül ‘ün adaylığının aslında koltuk ihtirasıyla bir alakası yok. Gül, normal şartlar altında cumhurbaşkanlığını böyle çocuklar gibi heves etmezdi. O, adaylıkta direterek, adeta Erdoğan ‘ın altında geçirdiği yıllara küfrediyordu.
Peki cumhurbaşkanı olduğunda Abdullah Gül ne yapacak? Dış İşleri Bakanlığı dönemindeki gibi vasat işler yapacaksa yandı gülüm keten helva. Eğer Abdullah Gül, gerektiğinde açık bir şekilde Tayyip Erdoğan ‘a ayar verebilecekse, veto yetkisini sakınmadan kullanacaksa, dediği gibi “sözde değil özde laik” olabilecekse ulusalcılar şimdiden derin bir oh çekebilirler. Şuan için tablo böyle görünüyor, ama Gül bu kadar cesaretli mi, göreceğiz.
Kafalarda soru işareti bırakan bir diğer durum ise, seçimlerden hemen sonraki 30 Ağustos Resepsiyonu. Abdullah Gül türbanlı eşini de getirecek mi. Getirirse asker, anında tavır koyacak mı? Bir krize sebebiyet vermemek açısından Abdullah Gül ‘ün eşini getirmeyeceğini düşünüyorum, ama tüm bu türban şakşakçılarına bir “hareket çekme” maksadı ile Cengiz Abazoğlu gibi modacılarla “modern bir türban” tasarlattıracağı gibi bir iddia okumuştum, Gül, belki böyle bir sürpriz yapabilir. “Modern türban” nasıl olur o da ayrı bir muamma, eğer böyle bir durum varsa, Cengiz Abazoğlu ne yapacak merak ediyorum doğrusu.
Şuan Ertuğrul Özkök ‘ün kafasını yazı yazdığı masasına dank dank dank diye vurduğunu göz önünde bulundururak, Gül ‘ün, cesur bir çizgi izlerse, ulusalcıları dahi memnun edebilecek bir cumhurbaşkanı portresi çizmesi içten bile değil. Bir başka açıdan bakacak olursak, Recep Tayyip Erdoğan yerine Abdullah Gül ‘ün cumhurbaşkanı olması benim için daha bir tahammül edilebilir.
Sözün özüne gelirsek eğer, ezici bir çoğunlukla seçimi kazandılar. İstediklerini seçebilirler. Benim tek istediğim artık mağdur edebiyatını bırakmaları. Cumhurbaşkanını seçiyorsun, başbakanı seçiyorsun, kabineyi oluşturuyorsun, ama hala mağdursun. Artık yeter. Alın size yetki, alın size meclis, seçin istediğinizi. Ama artık mağdur çocuk olmayı bırakın ve iş yapın. Milletin yarısı, sırf mağdur çocuk olmayın diye oy verdi, şimdi ise “iş” bekliyor. Ne seçiyorsanız seçin de işimize bakalım.
Etiketler: abdullah gul, akp, brutus kompleksi, can dundar, cumhurbaskanligi secimi, ertugrul ozkok, recep tayyip erdogan, rte
Kan ter içinde çıktı merdivenleri. Ne çok da merdiven vardı böyle. Bir türlü alışamamıştı zaten şu kule gibi parti binasına. Zaten başkanın odası niye en yukarıdaydı ki? Bu adam zırt pırt çıkmak için asansörde vakit kaybedeceğine niye en alt katta oturmuyordu?
Başkanın odasının olduğu kata geldiğinde 500 YTL ‘lik SARAR siyah takım elbisesi terden bacaklarına yapışmaya başlamıştı. Takım elbise giymekten nefret ediyor, kendini o elbise içerisinde iğreti hissediyordu.
Merdivenleri koşar adım çıktığından çok yorulmuştu, şimdi merdivenlerin karşısındaki başkanın odasına doğru koşuyordu. Kapıyı açtı. O kadar heyecanlıydı ki kapıyı çalmayı unutmuştu. Kapadı, kapıyı çaldı ve tekrar paldır küldür içeri daldı. Devamını Oku »
Etiketler: ankara su sorunu, melih gokcek, recep tayyip erdogan, rte, su sorunu