Koşmak, Sadece Koşmak

On altı yıl… Tam on altı yıldır nefes alıp veriyorum. On altı yıldır ne olduğumu (kim olduğumu değil, ne olduğumu) , nerede olduğumu ve neden var olduğumu anlamaya çalışıyorum…

Nasılsa bitecek olan şeyler için neden bu kadar ısrarcı olduğumuzu anlayamadım hiç. Çalışmak, büyümek, adam olmak, para biriktirmek, hedef belirlemek… İçi dolu şeyler değil artık benim için.

Düşünün. Hiçbir şeyin var olmadığını, sizin de var olmadığınızı düşünün. Koca bir yokluk… Hiçlik… Ne güzel olurdu aslında…

Belki de düşündüklerimi kelimelere tam olarak dökemiyorum. hatta çoğu zaman bunları başka insanlar düşünebiliyorlar mı acaba diye düşünürüm. Sanki başka bir boyuttaymışım gibi hissederim o zaman kendimi.

Hayatımda hiç felsefe kitabı okumadım. Ve çok düşünmedim. Belli bir döneme kadar hiçbir şey düşünmedim aslında. Günlük yaşadım. Aptal gibi… şimdi ise çok düşünüyorum. gözlerimin açık olduğu her saniye düşünüyorum. Okuyorum. ama hayatım eskisinden daha berbat belki de.

Her gün ölmek isteyen biri olarak insanların yaşama nasıl bu kadar bağlı olabildiklerini anlayamıyorum. Siyaset, politikacılar, iş adamları… Herşey o kadar anlamsız ki.

Forrest Gump ‘a özeniyorum aslında bazen. Hatta son zamanlarda o kadar özeniyorum ki onun yerinde olmak için yanıp tutuşuyorum, isyan ediyorum. Keşke onun gibi olsam. Hiçbir şey bilmesem. Koşsam sadece. Koşabildiğim kadar. Tüm dünyayı koşarak görüp geçirsem. Bunu istiyorum, evet, terlemeyi. Sorumsuzca, kaygısızca, sadece koşmak… Dert edeceğin hiçbir şeyin olmaması. Sadece koşmak, tüm doğal güzellikleri görürken öleceğin günü beklemek.

Lale Devri ‘ni düşünüyorum bazen. Nedim en doğrusunu mu yaptı acaba diye. “Hey gidi koca dünya” klişe sözünü bağırarak kullanmak istedim şimdi. Lise 1′de Nedim ‘in hayatını ilk gördüğümde “Ot gibi yaşamış, hiçbir şey üretmemiş, asalak herif” diye geçirmiştim içimden… Şimdi ise ona sempati duyuyorum…

Etiketler: , , ,

Yorum Yaz : Nisan 23rd, 2007 : Kişisel Derinlik

Yaşamak İstemem

Farklı bir yaratıkmış gibi, farklı bir yerden gelmiş gibi bir an durup bakınca anlar insan nerede olduğunu, kim olduğunu. Her tarafta bir yerlere giden aravalar, dershanelerden çıkan öğrenciler, saatlerine bakıp hızlı adımlarla yürüyen amcalar… Bir yerde bir gariplik var. Sanki herkes her şeye ve herkese söz vermiş gibi, hıphızlı, dakik ve heyecanlı olarak geçiriyor günlerini. Ya da planı var birçoğunun. Önündeki altı saatin hemen geçmesini ve kız arkadaşıyla buluşmasını isteyenler… Halbuki önlerinde bu satlerden o kadar fazla olmadığını biliyorlar mı acaba ?

 

Aslında hepimiz anormal insanlarız. Topu topu otuz – kırk yıl var diye önümüzde bütün bunlara değer mi ? Nasılsa biteceğini bildiğimiz bir şeye bu kadar bağlanmaya değer mi ?

 

Bir geometri konu anlatımlı kitap alın şimdi elinize. Bulun bir yerden ya da. On beş dakika bakın ona… Bu mudur ? Hayır… Bu olmamalı.

 

Büyümek, adam olmak, iyi bir iş – dolgun bir maaş sahibi olmak… Hayır. Ya diğer insanlar ? Hepimiz aynı dünyadaysak, aynı yerde yaşıyorsak ben diğerlerinden nasıl farklı olurum ? Ama dünyada işler böyle… İşte bu yüzden hepimiz aşağılık insanlarız. Nasıl, bize benzeyen biri üşürken şöminenin ateşini karıştırırız, nasıl ?
Nasıl sadece üç beş kuruş için, sadece o pis boğazımıza daha çok şey girsin diye binlerce insanı bir anda bombalarız ? İşte. Böyle bir dünyada yıllarca yaşamaya gerek yoktur ! Kimse uğraşmasın : yaşamın anlamı diye bir şey yoktur.

Etiketler: , , ,

Yorum Yaz : Nisan 2nd, 2007 : Deneme, Kişisel Derinlik

Yavuz Çetin

Yavuz Çetin. Belki de kendime en yakın bulduğum (hiç tanımıyorum) insan. Allah rahmet eylesin. Hikayesini ilk duyduğumda beni “intihar” konusunda araştırmalara iten kişi. Burada onun hayat hikayesinin son paragrafını yayınlamayı uygun buldum:.

1997 yılında Ercan Saatçi prodüktörlüğünde çıkarttığı İlk adlı albümünü piyasaya sürdü albümün dağıtımında ve dinleyiciye ulaşmasında yaşanan problemler albümün hakettiği ilgiyi görmesini engelledi. Bu arada eşinden ayrılmasına, geçirdiği depresyona, şehir hayatının yorucu temposuna daha fazla dayanamadı ve 15 Ağustos 2001 tarihinde İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak hayatına son verdi. Ölmeden önce kayıtlarını tamamladığı Satılık adlı albümü ölümünden sonra piyasaya sürüldü http://tr.wikipedia.org/wiki/Yavuz_%C3%A7etin

Yavuz Çetin ek$i sözlük yorumları
9- bogaz koprusunden atlayarak intihar eden gitarist.

11- agustos carsamba gunu shafttaki programina gec kalmasiyla meraklandiran,
biz onu dinlemeye giderken, kendisi sonsuza gitmeti tercih eden altin cocuk

12- bir kere dinleyebildigim, hatta benim icin bir parca (free bird) calmis olan, bu yakinlarda gidip dinlemeyi dusundugum ve bu istegimi gerceklestiremeyecegim, uzun zamandir yasamis oldugum en buyuk uzuntulerimden birinin nedeni olan, bir bar ortaminda kimsenin muhabbet etmeyip sadece kendisini dinledigine sahit oldugum, keske bu mesaji yazmasaydim dedigim kisi

15- şu anda yukarda john lee’ye solo ile eşlik ettiğini düşündüğüm türkiye’nin en iyi bluescusu. ancak bu düşünce içime düşen derin hüznü bir nebze olsun yatıştırabiliyor…
belki de yavuz bizi biraz daha blue yapabilmek için gitti…

67- yasamak istemem artik aranizda,diyip istedigini yapan essiz merhum..

71- bir arkadaşımın* demosunda çalmış, demo kayıtları sırasında biraz da olsa yakindan tanıdığım, bodrum’da programini her daim dinleyip selamlaştığım, dünya tatlısı bir insandı kendisi duyduğum en komik fıkralardan birini de anlatmış ortamı şenlendirmişti.

fıkra şöyledir:
nasreddin hoca evinde iki tane sarar, birini evinde içer, diğerini de göl kenarında içmek ister yanına da bir tas yoğurt alır. biner eşeğine gölün yolunu tutar. hoca göl kenarına geldiğinde eşeğe ters binmiş olduğunu farkeder inmeye çalışırken de eşekten düşer. lakin kafa iyi olduğu için keyfini hiç bir şey kaçırmaz.

oturur gölün kenarına yakar ikinci cigarasını başlar tüttürmeye, bir de bakar ki köy ahalisinden biri gelmektedir. hemen cigarayi taşların arasına saklar, panikten ne yapacağını şaşırıp yoğurdu kaşık kaşık göle dökmeye başlar. adam yaklaşır:
- hoca hoca ne yapıyorsun?
hoca sinirlenir adam bir an önce gitsin diye
- çek git yahu görmüyor musun rahat birak beni!
adam garip garip hocaya bakip arkasını dönüp gider. hoca cigarasindan bir nefes çeker, dumanini üfler ve
- kim bilir bu ibbne millete ne anlatacak şimdi?

Etiketler: , , ,

Yorum Yaz : Mart 14th, 2007 : Kişisel Derinlik

Kontrollü Gözlem

İnsan olduğumuz için kendimizden utanmalıyız… Tiksinmeliyiz kendimizden… Çünkü sürekli bir şeyler istiyoruz. Doymak bilmiyoruz. Bi kere ibnelik ta fizyolojimizde başlıyor. Üç gün susuz kalsak su içmek için inliyoruz. İki ay seks yapmasak çıldıracak oluyoruz. Sürekli bir şeylere muhtacız. Tatmin oldukça ereksiyon olmak gibi bir şey bu aslında… Kısır döngü…

 

Ben mi çok iyi bir gözlemciyim yoksa çevremdeki insanlar mı çok yavşak bilemiyorum ama son günlerde fark ettiğim bir şey var. Gerek okulda, gerekse dershanede girdiğim ortamlarda konu meslek seçimi olduğunda bir şey dikkatimi çekiyor. Kime sorsam hep “parası iyi” olan meslekleri seçtiğini görüyorum. Dershanelerde dağıttıkları tercih kılavuzlarına baktığımda işaretledikleri bölümlerin birbiriyle alakası bile yok. Yani bu adamların belli bir hedefi bile yok ! Tek hedefleri para kazanmak ! Sanki kıyafet seçer gibi fakülte seçiyorlar. Bu hedefsizliğin nedenini soruyorum çaktırmadan, aldığım cevap hep “daha iyi yaşamak, aileme daha iyi yaşam koşulları sunmak” vs cevaplar oluyor. Bu ne demek? Bu şu demek : üniversiteye hazırlanan arkadaşların çok büyük bir çoğunluğu kombili bir ev, yabancı bir araba, istediğini zıkkımlanabilme özgürlüğünü elde edebilmiş insanlar olmak için hazırlanıyorlar demek; bu demek, herkes “götü kurtarmaya bakıyor” demek. Elbette ki herkes daha iyi yaşamayı arzulamalı, daha çok para kazanmak için çalışmalıdır… Fakat bunu yaşam felsefesi haline getirmek… Ayıp…

 

Kitap okumayı bile işkence olarak gören gençlerin olduğu bir milletin evlatları zaten egoisttir, kendini düşünüyordur. Ama okuyan, adam bildiğim, insan yerine koyduğum insanların bile böyle düşündüğünü görünce, “ulan acaba ben mi okuduklarımı anlamıyorum” diye düşündüm birden… Onlar bile götü kurtarma derdine düşmüş…

 

6 milyarlık dünya nüfusu içinde herkes kendini düşünürse dünya yaşanmaz bir yer olur. Ben altı milyarlık dünya nüfusu içinde 1/6 000 000 000 ‘lık bir öğeyim. Sadece kendimi düşünürsem bi boka yaramaz. Ama altı milyarlık dünya nüfusu içinde herkes geri kalan beş milyar dokuz yüz doksan dokuz milyon bilmem kaç bin kişiyi düşünürse zannımca o zaman dünya daha güzel bir yer olur. Ve böyle düşünen herkese para da kendiliğinden gelir. Belki hemen gelmez, belki biraz gecikir, ama mutlaka gelir. Ben buna inanırım.

Etiketler: ,

1 Yorum : Kasım 24th, 2006 : Deneme