

Can Dündar’ın Yakamdaki Yüzler kitabın okudum bitirdim dün gece. Kitap, Dündar’ın tanıdığı, vefat etmiş, ünlü simalarla olan anılarını yazdığı kısa yazıların derlendiği bir kitap. Her yazı ölümden bahsettiği ve bir öncekine fazlaca benzediğinden bazen sıkıcı ve kasvetli olabiliyor. Bir de adı geçen her kişiyi tanımamak anlama problemlerine yol açıyor.
Ecevit, Yavuz Çetin, Zeki Müren, Kemal Sunal, Attila İlhan gibi isimlerle ilgili yazıları beğendim en çok. Kısa sürede okunabilecek, güzel, ölümü, hayatın boşluğunu, gelip geçiciliğini hatırlatan bir haftasonu kitabı. Tavsiye ederim.
Youtube ‘da bir kullanıcı, yedi yıl önce intihar etmiş olan müzisyen Yavuz Çetin ‘in intihar anı olduğunu iddia ettiği 40 saniyelik bir animasyon video hazırlamış. Görüntülerin gerçek olmadığı belli. Gerçek olsa daha kötü aslında.
Cio274 takma isimli üyenin bu hareketinin anlamsızlığına bir anlam vermek istiyorum ama bulamıyorum. Nedir yani ? Eğer ilgi çekilmek isteniyorsa kimse 7 yıl önce ölmüş gitmiş, zaten fazla tanınmayan bir adama yaptığın saygısızlık için seni meşhur etmez. İsmail Türüt türküsüne klip yapan çocuk gibi meşhur olamazsın yani. Peki ne için ? Ne amaçla bu videoyu koydun merak ediyorum. Harcayacak vaktin mi çoktu ?
Kendisinin intihar ettiği anın görüntüleri emniyet kayıtlarında var. Köprünün güvenlik kameralarından çekilmiş. Eğer bu kişi, o görüntüleri animasyonlaştırdıysa durum çok daha vahim. Demek ki emniyette istediğimiz kayıta ulaşabiliyoruz demektir.
Son olarak, bu videoyu koyan kişiyi, gerek gerçeğin animasyonu gerekse kendi imkanlarıyla hazırlanmış, kınıyorum, ve eğer bu yazıyı okuyorsa silmesini istiyorum. Bu sadece Yavuz Çetin için geçerli olmamalı. Böyle bir görüntü asla ve asla, animasyon bile olsa, yayınlanmamalı.
Önemli Düzeltme: Hatta video bir bilgisayar oyunundan kaydedilmiş. Yeni öğrendim… Saygısızlığın bu kadarı !

Bu yazıyı normalde 20 gün önce yazmam gerekiyordu. Organizasyondan haberim vardı, kesin gitmeyi düşünüyordum, lakin gündelik koşuşturmalardan ötürü tamamen unutmuşum. Az önce internette tesadüfen gördüm. Belgeseli seyretmeliydim…
Yavuz Çetin öleli 6 yıl oldu. Ölümünden önce adını bile bilmeyen müzikseverler (ben çok küçüktüm kendimi ayırabilirim) öldükten sonra kendisi hakkında sayfalarca ağıtlar düzmüşler. Ne yazık ki Türkiye ‘de bu böyle.
Hayatı boyunca duygularıyla yaşayan bir insan olarak, maddiyata dayalı düzene başkaldırmış bir adam. Ölmeden önceki kayıtlarında “Yaşamak İstemem” şarkısıyla intihar nedenini açıklıyor, “gidiyorum ben” diyordu adeta.
Bana öğretilen her şey / Bana önerilen her şey
Bana dayatılan yaşantı/ İşe yaramaz bir çöplük
Yarattığınız sistemler/ Kullandığınız yöntemler
Yaşamak istemem artık aranızda
Belki de terslik bende/ Yapamadım bu düzende
Kaçacak delik arar oldum/ Sürüngenler şehrinde
Eğitilmiş köpekler/ Doymak bilmez maymunlar
Yaşamak istemem artık aranızda
Benden, bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız
Benden, bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız
Benden, bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız
Yaşamak istemem artık aranızda…
Yavuz, adamım, seninle sen öldükten sonra tanıştık. Ama bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki hiçbir sanatçıya, yazara vs senden daha fazla yakın hissetmedim kendimi. Belki aradığın cevapları bulmuşsundur, belki şuan senin için herşey çok güzeldir, bilemem. Ama burada olmanı, seninle buradayken tanışmayı, kliplerini televizyonda izleyip, konser afişlerine duvarlardan söküp eve götürmeyi çok isterdim. Olmadı. Eğer öbür dünya varsa (ki umarım vardır) orada görüşmek üzere…

Farklı bir yaratıkmış gibi, farklı bir yerden gelmiş gibi bir an durup bakınca anlar insan nerede olduğunu, kim olduğunu. Her tarafta bir yerlere giden aravalar, dershanelerden çıkan öğrenciler, saatlerine bakıp hızlı adımlarla yürüyen amcalar… Bir yerde bir gariplik var. Sanki herkes her şeye ve herkese söz vermiş gibi, hıphızlı, dakik ve heyecanlı olarak geçiriyor günlerini. Ya da planı var birçoğunun. Önündeki altı saatin hemen geçmesini ve kız arkadaşıyla buluşmasını isteyenler… Halbuki önlerinde bu satlerden o kadar fazla olmadığını biliyorlar mı acaba ?
Aslında hepimiz anormal insanlarız. Topu topu otuz – kırk yıl var diye önümüzde bütün bunlara değer mi ? Nasılsa biteceğini bildiğimiz bir şeye bu kadar bağlanmaya değer mi ?
Bir geometri konu anlatımlı kitap alın şimdi elinize. Bulun bir yerden ya da. On beş dakika bakın ona… Bu mudur ? Hayır… Bu olmamalı.
Büyümek, adam olmak, iyi bir iş – dolgun bir maaş sahibi olmak… Hayır. Ya diğer insanlar ? Hepimiz aynı dünyadaysak, aynı yerde yaşıyorsak ben diğerlerinden nasıl farklı olurum ? Ama dünyada işler böyle… İşte bu yüzden hepimiz aşağılık insanlarız. Nasıl, bize benzeyen biri üşürken şöminenin ateşini karıştırırız, nasıl ?
Nasıl sadece üç beş kuruş için, sadece o pis boğazımıza daha çok şey girsin diye binlerce insanı bir anda bombalarız ? İşte. Böyle bir dünyada yıllarca yaşamaya gerek yoktur ! Kimse uğraşmasın : yaşamın anlamı diye bir şey yoktur.
Yavuz Çetin hakkında gene birşeyler ararken arşivlerin birinde böyle bir haber buldum. Durumu aynen açıklayan bir haber. Madem bugün için konu bulamadım boş durmasın aynen yayınlayayım dedim.
Dertli gitar sustu
Türkiye’nin en iyi blues gitaristi, ‘altın çocuk’ Yavuz Çetin, ruhunda açılan yaraların acısına Boğaz Köprüsü’nden atlayarak son verdi…
Spot ışıkları üzerine kilitlendi dakikalarca…. Gözler sahnede gitarıyla devleşen dal gibi genç adama çevrildi… 27 Temmuz gecesi Mazhar- Fuat- Özkan’ın Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda verdiği konserin kahramanlarından biriydi Yavuz Çetin… Notalar parmaklarının arasından kayarken fısıldamadı, haykırdı… Kurtarılmayı bekleyen bir kahraman gibiydi… Mazhar Alanson, onu “İşte Altın Çocuk” diyerek tanıttı dinleyicilere… Evet Yavuz Çetin gerçek bir “altın çocuktu”. Blues-rock alanında Türkiye’nin en iyi, en yetenekli müziyeni olarak tanıyordu yıllardır. 31 yaşındaki bu genç müzik dehası, önceki akşam Boğaziçi Köprüsü’nde atlayarak yaşamına son verdi… Ne çok sevdiği gitarı, ne müzik, ne de hazırlıklarını sürdürdüğü yeni albümü bu trajik sona engel olamadı.
ALBÜM HAZIRLIĞI
Uzun süredir psikolojik tedavi gören Çetin, 10 gün kaldığı Balıklı Rum Hastanesi’nden yeni albümünün hazırlıkları için çıkmıştı. BMC Müzik Şirketi ile bir yıllık sözleşme imzalayan genç sanatçı, bir yandan önümüzdeki aylarda piyasaya çıkacak olan “Satılık” adlı albümü için çalışıyor, bir yandan da ruhunu kemiren bunalımlarıyla boğuşuyordu. O gün kendisi gibi müzisyen olan kız arkadaşı Mine Erkaya ile Nişantaşı’ndaki psikoloğuna uğradı. Doktordan çıktıktan sonra kız arkadaşına stüdyoya gideceğini söyledi ve ayrıldılar…
SON NOT: EVİ TERK ETTİM!
Akşam 19.00 sıralarında Peugeot marka otomobiliyle Boğaziçi Köprüsü’ne geldi, arabasını durdurdu ve köprü korkuluklarına doğru koşarak kendini Boğaz’ın serin sularına bırakıverdi.
Arkadaşından uzun süre haber alamayan Erkaya, Çetin’in Arnavutköy’deki evine gittiğinde garip bir notla karşılaştı: “Evi terk ettim!” Erkaya, akşam saatlerinde Yavuz’un intihar haberini alacaktı. Genç sanatçının cesedi, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından denizden çıkartıldı. Otomobilde yapılan aramada 1 milyar nakit para dışında herhangi bir şey bulunamadı. Birkaç yıl önce eşinden ayrılan 1 çocuk babası Çetin’in bir süre önce Arnavutköy’den ev kiralayarak burayı dayayıp döşediği, bu nedenle hayli borca girdiği öğrenildi.
GİTARINA AŞIKTI
Ünlü gazeteci Erdal Çetin’in oğlu olan Yavuz Çetin, 1970 yılında Samsun’da doğdu. Ortaoğrenimini İstanbul’da Haydarpaşa Lisesi’nde tamamladı. İlk enstrümanı bağlama oldu ancak hayatına yön veren gitar ile tanışmasıydı. Liseden okul arkadaşı Ercan Saatçi ile birlikte kurdukları grup ile yaptıkları “I Will Cry” adlı şarkı ile Hey dergisinin düzenlediği yarışmayı kazandı. Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü’ne başladı. “Hard Time Passengers” ve “102 Sayfa” adlı gruplarda gitar çaldı. “Labirent” adlı grubu kurdu. Bir dönem Ali Otyam ile “Pi” grubunda çalan Yavuz Çetin, 1990 yılında barlardaki gece çalışmalarını yaptığı “Blue Blues Band” adlı coverband grubunu biraraya getirdi. Teoman ve Göksel’in albümlerinde stüdyo müzisyenliği, başta Coca Cola olmak üzere birçok reklam filmlerinin müziğini yaptı. 6 yıl devam ettiği üniversite eğitimini yoğun gece çalışmaları yüzünden tamamlayamadı. 27 yaşında söz yazarı, besteci ve yorumcu olarak imzasını attığı “İlk” adlı albümünü Ercan Saatçi’nin prodüktörlüğünde çıkardı. Kıraç’ın son albümü “Bir Garip Aşk Bestesi” nde çalıştı. Sibel Tüzün’ün “Hayat Buysa Ben Yokum Bu Yolda” isimli albümüne de katkıda bulundu. 15 yıldır MFÖ’nün gitaristi olan Çetin, dünyaca ünlü müzisyenler Marcus Miller ve Wyton Marsallis için de gitar çalmıştı.
Müzik dünyası notalarla nefes alan, gitarına aşık ama ruhu yaralı bu genç yeteneğin acısını yaşıyor.
PSİKİYATRİSTİ ÖZKAN PEKTAŞ: Hastanede kalmalıydı ama albüm için çıktı
Bir süre Balıklı Rum Hastanesi’nde tedavi gördü. Hastanede kalması gerekiyordu fakat kendisi çıkmak istedi. Çünkü bir albüm hazırlıyordu. Onun için müzik çok önemliydi ve müzikle ilgilenmek istiyordu. Balıklı Rum Hastanesi’nde bulunan bütün doktorlar ilgileniyordu onunla. Ben Yavuz’un çok eski arkadaşıyım. Hep onun yanındaydım. Hem maddi hem manevi sıkıntıları vardı. En son bir hafta önce gördüm. Bizim çok sevdiğimiz, şeker gibi bir insandı. Rahatsızlığı ile ilgili bir son bu… Tek başına bir şeylerin mücadelesini vermeye çalışıyordu. Ama hastaneden çıkması onun için çok kötü oldu. Uyuşturucu konusunda bir şey söylemem. Konu bu değildi. Ama hastalığı ile ilgili derin konuları da anlatmak istemiyorum. Meslek ahlakı açısından doğru olmaz.
ARKADAŞLARI İNTİHARIN ŞOKUNU YAŞIYOR
ERCAN SAATÇİ: Bunu yaptığına inanamıyorum
Çetin benim çocukluk arkadaşımdı. Biz müziğe Haydarpaşa Erkek Lisesi’nde birlikte başladık. İlk grubumuz Ercan-Yavuz-Vahe üçlüsünü kurduk. O Türkiye’nin yetiştirdiği ender yeteneklerden biriydi. Benim müzikal anlamda gelişmemde önemli katkıları oldu. Kaset yapan tüm pop sanatçıları için de çok önemliydi. Ülkemizde çıkan pop müzik kasetlerinin hemen hepsinde emeği vardır. Benim hem müzik arkadaşımdı, hem de bugüne kadar yaptığı tek kasetine prodüktör olarak imza attığım bir sanatçıydı. 5 yıl önce, arkasını getireceğimizi planlayarak yaptığımız kasetine “Yavuz Çetin İlk” adını vermiştik. Üzüntüm sonsuz. Böyle birşey yapmış olduğuna hâlâ inanamıyorum.
TEOMAN: Yokuş aşağı düşüşünü adım adım izledik
Bir jenerasyonun en yetenekli müzisyenlerinden biri, hatta bence en yeteneklisi artık yok. Ve ne acıdır ki çok şaşırmadık. Çünkü, gencecik bir çocuğun müzisyen olarak hızla yükselişine ve hayatta aynı hızla tükenişine tanık olduk. Yavuz, hayata sıkı sıkıya tutunmuyordu. Üstelik bu durumu çevresine de sirayet ediyordu. Bu yüzden ona ettiğimiz tavsiyelere biz de inanmaz olmuştuk. Ona yardım etmek isteyenlere karşı kalkanları o denli güçlüydü ki, insanları pes ettiriyordu. Pes ettirdiği insanlardan biri de bendim. Eminim onu her seven, şu anda içinde benim hissettiğim suçluluk duygusunu duyuyor. Sevdiğiniz birinin hızla yokuş aşağı gitmesini izlemek çok yorucu. Bizler de yorulmuştuk… Çok üzülsek de kararına saygı duymalıyız.
AYKUT GÜREL :O, gördüğüm en iyi müzisyendi
Müzik dünyası için Çetin çok büyük bir kayıp. Hayatımda gördüğüm en iyi müzisyenlerden biriydi. Bu kadar başarılı olduğu halde bu kadar iyi olan bir insan daha tanımadım. Galiba fazla yetenekten olacak içine kapanık bir yapısı vardı. Eğer iyi bir menajeri olsa dünyanın en büyük sanatçılarından biri olurdu. Ercan’la birlikte ona bir kaset yapmıştık. Olmadı, şansı yaver gitmedi. En büyük şansızlığı da Türkiye’de doğmuş olması. Çetin’in ölümü müzik için büyük kayıp.
FUAT GÜNER : Türkiye için büyük bir kayıp
Çok sevdiğimiz bir insandı. Hayatında hiç kimseyi üzmedi, kırmadı. Bizim için çok önemliydi. Ve Türkiye için inanın büyük bir kayıp bu. Çok iyi bir müzisyendi. Psikolojik sorunları olduğunu biliyordum. Bunun için ilaç kullanıyordu. Maddi sıkıntısı yoktu. Böyle bir şeye biz müsaade etmezdik zaten. Evli ve bir oğlu vardı. Ama evliliğini uzun zaman önce bitirdi. Mine isminde bir sevgilisi vardı. En son onunla konuşmuş galiba… Sonrasını bilmiyorum. Böyle bir insan bir daha gelmez. Melek gibi biriydi. Sıkıntılarıyla hiç kimseyi üzmek istemezdi.
ÖZKAN UĞUR : Yazık oldu, çok yazık oldu!
Çok üzgünüz. Hâlâ inanamıyorum. Uzun yıllardır kendisini tanırım. Hiç kimseye zararı olmayan birisiydi. Çok yazık oldu. Yeni albümünü bitirmişti. Bir iki ay sonra piyasaya sunacaktı. Çok heyecanlıydı. Ama olmadı işte… Uzun süredir psikolojik tedavi görüyordu. Ruh durumu biraz bozuktu biliyorduk. Ama yapacak bir şey yok. Sonunda kendi kararını kendisi verdi.
haberin orjinal adresi : http://arsiv.sabah.com.tr/2001/08/17/g01.html
Yavuz Çetin. Belki de kendime en yakın bulduğum (hiç tanımıyorum) insan. Allah rahmet eylesin. Hikayesini ilk duyduğumda beni “intihar” konusunda araştırmalara iten kişi. Burada onun hayat hikayesinin son paragrafını yayınlamayı uygun buldum:.
1997 yılında Ercan Saatçi prodüktörlüğünde çıkarttığı İlk adlı albümünü piyasaya sürdü albümün dağıtımında ve dinleyiciye ulaşmasında yaşanan problemler albümün hakettiği ilgiyi görmesini engelledi. Bu arada eşinden ayrılmasına, geçirdiği depresyona, şehir hayatının yorucu temposuna daha fazla dayanamadı ve 15 Ağustos 2001 tarihinde İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak hayatına son verdi. Ölmeden önce kayıtlarını tamamladığı Satılık adlı albümü ölümünden sonra piyasaya sürüldü http://tr.wikipedia.org/wiki/Yavuz_%C3%A7etin
Yavuz Çetin ek$i sözlük yorumları
9- bogaz koprusunden atlayarak intihar eden gitarist.
11- agustos carsamba gunu shafttaki programina gec kalmasiyla meraklandiran,
biz onu dinlemeye giderken, kendisi sonsuza gitmeti tercih eden altin cocuk
12- bir kere dinleyebildigim, hatta benim icin bir parca (free bird) calmis olan, bu yakinlarda gidip dinlemeyi dusundugum ve bu istegimi gerceklestiremeyecegim, uzun zamandir yasamis oldugum en buyuk uzuntulerimden birinin nedeni olan, bir bar ortaminda kimsenin muhabbet etmeyip sadece kendisini dinledigine sahit oldugum, keske bu mesaji yazmasaydim dedigim kisi
15- şu anda yukarda john lee’ye solo ile eşlik ettiğini düşündüğüm türkiye’nin en iyi bluescusu. ancak bu düşünce içime düşen derin hüznü bir nebze olsun yatıştırabiliyor…
belki de yavuz bizi biraz daha blue yapabilmek için gitti…
67- yasamak istemem artik aranizda,diyip istedigini yapan essiz merhum..
71- bir arkadaşımın* demosunda çalmış, demo kayıtları sırasında biraz da olsa yakindan tanıdığım, bodrum’da programini her daim dinleyip selamlaştığım, dünya tatlısı bir insandı kendisi duyduğum en komik fıkralardan birini de anlatmış ortamı şenlendirmişti.
fıkra şöyledir:
nasreddin hoca evinde iki tane sarar, birini evinde içer, diğerini de göl kenarında içmek ister yanına da bir tas yoğurt alır. biner eşeğine gölün yolunu tutar. hoca göl kenarına geldiğinde eşeğe ters binmiş olduğunu farkeder inmeye çalışırken de eşekten düşer. lakin kafa iyi olduğu için keyfini hiç bir şey kaçırmaz.
oturur gölün kenarına yakar ikinci cigarasını başlar tüttürmeye, bir de bakar ki köy ahalisinden biri gelmektedir. hemen cigarayi taşların arasına saklar, panikten ne yapacağını şaşırıp yoğurdu kaşık kaşık göle dökmeye başlar. adam yaklaşır:
- hoca hoca ne yapıyorsun?
hoca sinirlenir adam bir an önce gitsin diye
- çek git yahu görmüyor musun rahat birak beni!
adam garip garip hocaya bakip arkasını dönüp gider. hoca cigarasindan bir nefes çeker, dumanini üfler ve
- kim bilir bu ibbne millete ne anlatacak şimdi?