Doğancan Ülker

Informatiker

Tutunamayanlar

9 Yorum

tutunamayanlar

Kitabın ilk yarısına geldikten sonra, o kadar etkilenmiştim ki, bu kitap hakkında o kadar çok şey düşünmüştüm ki, bu yazı hep kafamın içinde bir yerlerde dolaşıyordu. Kitabın arkasındaki bu boş sayfaları çok uzun zaman önceden gözüme kestirmiştim.

Tutunamayan. Böyle bir insan türü var, bir gerçek. Ben tutunamayan mıyım? Bilmiyorum.

Bugüne kadar birçok kez intihar etmeyi düşündüm. Hala daha da düşünürüm. Bir ara Yavuz Çetin ‘i anlamaya adamış olan ben, sanırım, şimdi Selim Işık ve Turgut Özben ‘i anlamaya çalışıyorum.

Selim Işık. O ‘nu tanımlayacak bir sıfat bulmak zor. Zira Türkçe ‘yi oluşturan insan kabileleri tutunan insanlardı; Türkçe oluşurken tutunamayanlar düşünülmedi. O yüzden Selim Işık için tek bir söz edebiliyoruz: tutunamayan.

Gerçekten, ontolojik nedenlerden dolayı intihar edilebilir mi? Bir varlık sırf düşündüğü için intihar eder mi? Eder. Bunu Yavuz Çetin ‘de gördüm. Selim Işık ‘ta da görüyoruz. Ne? Selim Işık hayali bir kahraman mı? Hadi canım! Selim Işık benim. Hatta belki de sensin aynı zamanda.

Turgut Özben. Nasıl bir adamsın sen? Nasıl bu kadar gerçeksin? Turgut, sen gerçekten ben misin? Neden hep aynı şeyleri düşünmüşüz Turgut? Neden o alçak şehir yaşamından, yüksek gökdelenlerden -pek yoktu senin zamanında-, kravatlı adamlardan – biz de onlardan biri olduğumuz halde üstelik -, zenginlerden, dilencilerden korkmadık? Neden bunca yıl korkmadık da yeni dank etti kafamız. Niye düşünmedik bunca yıl, hiç?

Neden intihar etmiyorsun Turgut? Selim ‘i anlamalıyım. Ölünce daha iyi anlarsın. Hayır burada bana tanınmış olan süreyi kullanmak istiyorum. Bilgi yarışmalarına katılsam soruyu bildiğim halde yine de son saniyeye kadar düşünürüm ben. Niye Turgut? Bilmiyorum…

Oğuz Atay. Sen de bir tutunamayandın. Hatta kitaptaki Turgut sensin. Bunu biliyorum. Niye yazmadın devamını? Niye beni burada böyle bıraktın? Bana bir tutunamayan olduğunu ve senin de öyle olduğunu ve tanıştığımıza memnun olduğunu söyledikten sonra niye bitirdin hemen kitabı? Niye yazmadın devamnı? Tutunamayanlar 2. Tutunamayanlar 3… Beni böyle bırakmaya hakkın var mı?

Günseli. Senin niye türevlerin yok Günseli? Neden senin gibi bir kız yok Günseli? Sen tutunamayan değilsin Günseli. Ama tutunan da değilsin. İşte bana öyle biri lazım Günseli. Ne tutunan ne tutunamayan. Ben de öyle biri olmak istiyorum Günseli. Ne tutunan ne tutunmayan. Bana uzun cümleler kursun istiyorum. Beni güldürsün istiyorum. Ve sevsin beni. Durup dururken küssün bana. Küsmesi için bir şey yapmayayım. Ben öldüğümde, beni unutmasın. Her gün beni ve ölümümü düşüsün ve kendini suçlasın. Bir suçu olmadığı halde suçlasın. Benden sonra kimseyi sevmesin, hoşlanmasın, sevişmesin. Evet. Bu kadar bencilim evet. Tüm bunları istiyorum, evet. Peki ya sen Günseli? Unutacak mısın acaba Selim ‘i on yıl sonra? Sen de kadın milletinin bir vatandaşı mısın? Neden kadın milletinde alt kimlikli biri değilsin? Bu millette azınlık yok mudur hiç? Başkentiniz neresi?

Sen, Selim Işık. Ya bugün yaşasaydın? Ben olsaydın. Doğancan Işık olsaydın sen. Bugün ne kadar dayanabilirdin? Vazgeçtim. Sen, bugün Selim Işık olsaydın ve benim arkadaşım olsaydın. Beraber yaşlansaydık seninle. Ha, Selim Işık? Beni de beğenmez miydin? Özür dilerim. Çok özür dilerim. Senkimseyi beğenmemezlik etmedin ki. Onlar zaten çirkindiler.

Oğuz Atay. Sen bir dahisin desem. Her yerde, herkese kitaplarını tavsiye etsem, adına internet siteleri açsam, Oğuz Atay Sevenler Derneği kursam? O zaman kurtarabilir miyim tüm tutunamayanları? Bunların bir kısmını yapıyoru zaten. Sınıfta, evde, dershanede. Anneme, okul ve dershane arkadaşlarıma seni tavsiye ediyorum. Bir konu geçtiğinde senden bahsediyorum. Anlamıyorlar. “Hmm” diyorlar. “Duymuştum” diyorlar. Bilmiyorlar. Senin bir tutunamayan olduğını biliyorlar ve birer tutunan olarak, adın geçince, yüzlerini ciddileştirip, alınlarını kırıştırıyorlar.

Ve ben, sevgili tutunamayanlar. Evet, ben. Doğancan Ülker. Ne kadar zavallıyım değil mi? Adım bile kötü. “Selim Işık” denilince akla gelen, ciddi ifade gelmiyor; benim adımda o hava bile yok. Doğancan Ülker. İntihar ettiğimde belki bir gazetenin küçük köşesine adımı yazarlar. Belki de, eğitimdeki sorunlara dikkat çekme amacıyla tüm gazeteler verir bu haberi. Çoğu da yanlış yazar adımı. “Doğan Can” yazar mesala. Hatta abartır ve “Doğukan Ülker” yazar. Peki ya ben yapabilir miyim bir gün? Selim Işık gibi, Yavuz Çetin gibi, Nilgün Marmara gibi, gidebilir miyim buralardan? Veya Oğuz Atay gibi ecelini bekleyen bir tutunamayan mı olmalıyım? Benim de bir arkadaşım, irdeler mi acaba beni bu kadar? Hadi canım! Bir arkadaşım var mı ki benim bu koskoca şehirde? Sırf bu yüzden bir tutunamayanım ben aslında. Belki de irdelerler ama… Babam ve annem belki. S. biraz. Z., eğer haberda olursa, büyük ihtimalle, Turgut kadar olmasa da, irdeler. Ne kadar zavallıyım. Banane ki? Kim irdelerse irdelesin. Benim derdim başka.

Bir tutunamayanlar anisklopedisi oluşturmalı mı gerçekten? Ama tutunamayan bir yayınevi sahibi bulmak gerekir bastırmak için. Ayrıca tutunamayn bir yay-sat genel müdürü.

Acaba tüm hayatımı bir tutunamayan olarak mı sürdüreceğim? İleride, tutunamayanlara özgü ve sadece tutunamayanları derinden etkileyecek eserler yazabilecek miyim? Şimdiden tuttuğum günlükleri yirmi-otuz yıl hiç zarar görmeden muhafaza edebilecek miyim? Selim gibi şarkılar yazacak mıyım? Beni anlayan bir Süleyman Kargı ve beni anlayarak beni yaşayan bir Günseli olacak mı hayatımda? Z. mi? Yok canım! O ‘nun çok farklı bir hayatı var. Buna alışmalıyım. Böyle anlaşmıştım kendimle. Aklıma getirmemeliyim. Yoksa Selim Işık mertebesine ulaşacağım…

Oğuz Atay. Ağzıma sıçtın benim… Burada mı bitirmeliyim? Hayır. Sonu böyle iğrenç olmamalı. Ağzıma sıçtın diye bitirmemeliyim. Hem yazacak çok şey olmalı. Ama yok. Halbuki okurken ne kadar çok düşünmüştüm. Odamda, otobüsete, dersanede. Ne kadar çok. Ama yazamıyorum. Belki de tutunamayan olmak bu demek, aktaramamak. Selim Işık da Turgutçuğum Özben de hiçbir zaman bize kendini tam olarak aktaramadı. Hep bir şeyler kaldı. O kalanlarla tutunamıyoruz. tüm tutunamayanlar bir araya gelmeli, bir arada yaşamalı ve ortak bir lisan bulmalı belki de! Veya aynı anda hepimiz intihar etmeliyiz. Hayır. Evet. Hayır. Evet. Hayır.

Tüm tutunamayanlara, Selim Işık, Turgutçuğum Özben, Günseli ve Kargı ‘ya, Oğuz Atay ‘a – tutunamayanların ulu önderi- saygılarımla;

30.09.2007

Doğancan Ülker.

Yazan: Doğancan Ülker

Ekim 1st, 2007 at 11:55 pm

9 Yorum to 'Tutunamayanlar'

Yorumlara abone ol: RSS or TrackBack to 'Tutunamayanlar'.

  1. uffffffffff sen nesin ya yazarmı yoksa insanları boşluğa itenmi…

    ruh hastası

    3 Eki 07 at 09:45

  2. @ruh hastası
    bu oğuz ataya mı bana mı ? : )

    dogancan

    3 Eki 07 at 19:05

  3. çok ciddi bi sorunsun sen galiba kendi içinde. benim yada toplum için değil.gerçi tanımıyorum seni toplum içinde öyle olabilirsin:p
    ama birşey beni biraz garipsetti
    Tutunamayanım diyorsun,acaba bunu neye göre söylüyorsun, kafam karıştı.Nedir tutunamamazlık.Hayatın karşısında intihar edenleremi bunu söylüyorsun,yada birşeyde başarısız olanlara mı ?hayatın herhangi bişeyine katlanamayanmısın sen ?
    anlamak isterdim bunu hangi sebepten sölediğini
    yazıların çok güzel,düşüncelerin çok güzel,biryerden tutunmuşsun gidiyorsun gibi geldi :S ne biliyim biraz garip geldi
    kitabımı okumalıyım acaba niye böyle yazdığını anlamak için ?
    ama o zamanda seni şunla suçlayabilirim derim ki “kitaptan öyle etkilenmiş ki,kendini tutunamayan sanıyor olabilir”
    du şimdi bunu yazarken sana,bir kaç yerden yorumlarını okudum kitabın ve şu ilgimi çekti
    “inanılmaz bir kitap. söylicek o kadar çok şey varki hiç bişey yok.”
    galiba sorularımın cevapları bu kitabı okumamla çözülcek
    çok ilginç bir yazı yazmışsın :S kaldım böyle

    ilgisiz

    6 Eki 07 at 03:27

  4. @ilgisiz
    merhaba ilgisiz. bazen böyle kaliteli yorumlar almak nasip oluyor işte.
    sana tutunamayanın tarifini yapmaya çalışacağım şuan ama olmayacak. zira ben de tarif edemiyorum. hani bazen bazı şeyler vardır varlığından emin olduğun, ama tarif edemezsin, adını koyamazsın öyle bişey. kitabı da böyle tarif edemiyorum işte. ama mutlaka kitabı okumalısın, en azından yazdıklarınla bu ayrıcalığı hak etmişsin :) sana şöyle diyebilirim ki okuduğum en etkileyici kitaptı bugüne kadar.
    evet blogdan anlaşıldığı kadarıyla fazlasıyla tutunmuş görünüyorum, ama daha önceki yazılarımda dediğim gibi burası gerçek bir dünya değil belki de. belkide yazdığım birçok şeyi olmak istediğim gibi biri olmak için yazıyorumdur ama bir tek bu böyle değil buna eminim.
    kitabı okuduktan sonra görüşlerini de bekliyorum.
    teşekkür ederim.

    dogancan

    6 Eki 07 at 14:00

  5. kitabı sipariş ettirdim kardeşime :)
    asıl ben teşekkür ederim bende neden olduğun merak duygusu için. Birde yorumum için söylediğin sözler için
    Tutturduğun yolda başarılar dilerim

    ilgisiz

    7 Eki 07 at 02:11

  6. Doğan çok abartma.. kitabı okuyorum ve şu ana kadar bana yeni bir şey katmadı.. Aynı terane..

    Kİtap bitince tekrar gelecem buraya..

    Bilal Bay

    7 Eki 07 at 07:14

  7. Kitabı 200. sayfasında bıraktım.. 200. sayfaya kadar 2 kere duvara atıp parçalamak istedim ama kitap benim olmadığı için yapamadım.. saçmalıklardan ibaret bir kitap..

    Bilal Bay

    11 Eki 07 at 04:56

  8. o zamanlar olric yoktu..

    asikukla

    30 Eki 07 at 02:31

  9. Tutunamayanlar – Oğuz Atay…

    Kitabın ilk yarısına geldikten sonra, o kadar etkilenmiştim ki, bu kitap hakkında o kadar çok şey düşünmüştüm ki, bu yazı hep kafamın içinde bir yerlerde dolaşıyordu. Kitabın arkasındaki bu boş sayfaları çok uzun zaman önceden g…

    www.kitapblog.org

    20 Tem 09 at 12:17

Yorum Yaz!