Kategoriler
Girişimcilik Kişisel Teknoloji

Direnmeyin: İşleri Sanallaştırın, Uzaktanlaştırın

Bir mucize olsa da keşke evden çalışmak normal bir şey haline gelse!

Bunu dediğim çok olmuştu. Mucize değil felaket oldu ancak sonunda ben amacıma ulaştım. Yeni normal bizleri evden çalışmaya, uzaktan iş birliği yapmaya zorluyor. Kamuoyu yoklamalarımda ise hala buna direnen kişilerin olduğunu görüyorum. Nadiren de olsa birlikte iş yaptığım kişilerde de bunu hala ne yazık ki görmekteyim.

Öncelikle salgının tehlikeleri geçip geçmediği bir kenara, şunun kabul edilmesi gerekiyor insanlar artık birbirleriyle çok yakın olmayacak, birbirleriyle aynı mekanda çalışmayacak, çünkü zaten buna gerek olmayacak kadar ileri bir teknolojimiz var! Bu süreçte şu keşfedildi ki, insanlar ofislerde zaten ÇA-LIŞ-MI-YOR! Bu benim pandemiden önce de dürüstçe itiraf ettiğim, çevremdekilere anlattığım bir şeydi. 20 dakikadan uzun konsantrasyon gerektiren hiçbir işi ofis ortamında yapamıyorum. Telefonu çalanlar, öksürüp tıksıranlar, bitmek bilmeyen espri ve goygoylar, ne yiyeceğiz derdi, bunlar beni gerçekten çok bölen şeyler. Derin bir sessizlik içinde ekranımla ya da defterimle baş başa kalmadan hiçbir işi yapamıyorum. Bu da benim email, bürokrasi, hızlı angaryalar gibi şeyleri ofiste; gerçek işleri akşam evde yapmaya itiyordu.

Yeni normale uyum sağlayamayanların bir an evvel bunlara uyum sağlamak için kendilerini güncellemelerini öneririm. Unutulmamalı ki evrim, adapte olabilenlerin hayatta kaldığı bir mekanizma. Hayatınızın çoğunluğunu iş kaplıyorsa, bir anda sudan çıkmış balığa dönmeniz normal, ama dört beş ay geçmiş olmasına rağmen hala sızlanıyorsanız biraz düşünmeniz gerekiyor. Kendi adıma ayak direyenleri anlasam da, onları teşvik etmeye çalışıyor, buluşma taleplerini reddedip online’da ısrarcı oluyorum.

İşleri online yapmamayı istemek her şeyden önce rasyonel değil. Örnek olarak, bir iş yapmamız ya da bir iş hakkında konuşmamız gerekiyor ve bunu online ortamda yapmamız mümkün ise, bir tarafın bunu yüzyüze yapmak istemesinin hiçbir anlamı yok, çünkü bunu çok daha hızlı ve çok çabuk organize edip uygulayabiliyoruz. Bana bir şey mi göstereceksin, ekranını paylaş!

Covid elbet bir gün geçecek, ancak kazandırdığı alışkanlıklardan iyi ve sürdürülebilir olanları korumalıyız.

  • Artık sosyalleşmek daha zor olacak. Sosyal hayatınızda da buna uyum sağlamalıyız. Belki de bunu başarmak için kendimizi zorlayacak ve yepyeni hobiler edinebileceğiz.
  • Kendimizle daha baş başa bir hayat sahibi olacağız. Bu bizim gibi individüalizmin yerlerde olduğu bir toplum için büyük bir kazanım olacak.
  • Evlerimizde daha çok vakit geçirdiğimiz için hala göçebe hayatın etkisi altındaki mimari anlayışımızı sorgulayacağız. Bu elli beş metrekare ev bu kadar eder mi, Bodrum’a taşınsam mı muhabbetlerimiz eksik olmayacak. Belki şu lanet apartman kültürünün azalarak bitmesine ve yatay mimarinin yaygınlaşmasına vesile olur!
  • Kendimize daha çok vakit ayırabileceğiz ve daha uzun uyku çekebileceğiz. Hell yeah!
  • Giyim kuşama daha az para harcayacağız. – Beymen akıllı ol!
  • Ev dekorasyonuna daha çok para harcayacağız. – İkea wins.
  • Trafikle derdimiz pek olmayacak.

Elbette yukarıda yazdıklarıma itiraz edebilirsiniz. Kendime nasıl daha çok vakit ayırayım, yedi yrmi dört çalışır hale geldik diyebilirsiniz. E her radikal değişim biraz sancılı olur zaten. Zamanla bunun normları oturacak.

Şimdi Multiligo’da bunu nasıl uyguluyoruz, gelin kısaca inceleyelim:

Toplantılar: Müşterilerle olan toplantılar için Google Meet kullanıyoruz ve suyunun çıkmaması için de dikkat ediyoruz. Ayrıca bütün ekip her pazartesi yine Meet ile bir araya gelip bir saat laflıyor, eksiklerin üzerinden geçiyoruz.

Telefon: Bulutfon kullanıyoruz. Gerçek bir telefona ihtiyacımız yok. Pandemiden önce de böyleydi. Telefon önce birine, o açmazsa öbürüne, o açmazsa öbürüne aktarılıyor. Kimse mi açmadı? O zaman sevgili Zapier’imiz devreye girip bize haber veriyor.

Evraklar: E-fatura & e-arşiv. Üç beş yaprak sözleşme dışında hiçbir evrağımız yok. Onları bile saklamıyoruz, muhasebeciye yolluyoruz onda duruyor.

Ofis: Gerek yok! Bize her yer ofis artık. Antalya’dan da evden de çalışabiliyoruz. ÇALIŞIYORUZ. Ekibin performansı genel olarak artmış durumda. Hala cüz kirasını ödediğimiz bir ofis var ama en kısa sürede oradaki mobilyayı da satıp boşaltacağız. Bir sanal ofiste yasal adres bize gayet yeterli. Düşünüldüğünde ne kadar çok gereksiz ofis var! Çağrı merkezlerini düşünün mesala, koca koca binalar. Yahu görüşme kayıtlı, kaç telefon açtığı kayıtlı, dibine kadar ölçümlenebilir bir iş. Yazık günah sizin o ofislere verdiğiniz paraya, ne gerek var?

Ben bunları yazarken ekipten biri Kaz Dağları’nda kampta, biri annesini ziyarette, diğer ikisi evinde! İşler her zamanki gibi yürüyor.

Son tahlilde yeni çağa uyum sağlamayanlardan yana olmayın, sağlayanlara yetişin. Tekel bayilerinin bile dijitalleşebildiği bir dünyada, acaba dinazorluk mu yapıyorum diye kendinize zaman zaman sormanızda yarar var. Artık sabah 9da ofise gidip çay ve gazetenizin geldiği patronluk anlayışı da bitti, ama iyi haber sekreter maaşı ödemiyorsunuz!

Kategoriler
Girişimcilik

Covid-19’un İş Yaşamında Vesile Olacağı Yenilikler

Yarım ekmek eti bol kaliteli bir et döner ekmek yemeyeli, insanların yüzüne karşı alaycı tavrımla ukalalık taslayamadığım, en sevdiklerimle birer kahve içemediğim, birkaç kiloya ve muhtelif sırt ve eklem ağrılarına sahip olduğum yirmi beş günlük #EvdeKal sürecinde aslında uzun yıllardır sahip olduğum evden / uzaktan çalışma imkanıyla ilgili birkaç kelam etmek istiyorum.

Çalıştığı şirkette şuanda evden çalışmaya yollanan herkesin evden çalışmayla ilgili düşünceleri tamamen yanlış. Öncelikle şunun bilincinde olmamız lazım, bir toplumsal travma yaşadığımız için imkanı olan herkes kendini eve kapattı, bunun yarattığı stres, endişe ve can sıkıntısından arta kalan zamanda çalışmaya çalışıyor. Şu an yaptığınız şey uzaktan çalışma değil; bir travma geçirirken hala çalışmaya çalışmak.

Normal şartlar altında yalnız kalabildiğim durumlarda daha verimli çalışabilenlerdenim. Bir ofis ortamında çalışmak -bana göre- gerçekten zor. Sabah gittiğinizde başlayan yarım saatlik günaydın, çay kahve sohbeti. Yan masadan gelip birinin bir şey sorması, telefonla konuşanlar, yere bir şey düşürenler filan. Bir toplantınız varsa, “hoşgeldiniz, kolay park yeri buldunuz mu? Yaa bizim buralarda hemen çekiveriyorlar valla geçen de IK müdürünün arabasını çekmişler”le başlayan yarım saatlik o boş girizgahlar birike birike iş gününün üçte birini öldürüyor. Evden / uzaktan çalışabildiğiniz durumda bu böyle değil. Video toplantı yapacaksanız – ülkemize özgü internet kalitesinden doğan sesim geliyor mu? klişeleri dışında – konuya hemen giriyor, hızlıca bitiriyor, işinize kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Hele yollarda – hele hele İstanbul yollarında – kaybedilen zamana girmiyorum bile.

Bu illet, herkese evden çalışma tecrübesini zorla yaşattığı için, güzel günlere kavuştuğumuzda bazı şeylerin kalıcı olarak değişeceğini / değişmesi gerektiğini düşünenlerdenim ve bunların bazılarını sizin için listeledim! Elbette bazı maddeler bazı sektörlerde uygulanamayacaktır ama siz kendi yaptığınız işi düşünün. Önerileriniz varsa yorumlara ekleyin!

  • Büyük ofislere gerek olup olmadığı yüksek sesle tartışılacak. Ofisler artık “çalışılan yer” olmaktan çıkıp “buluşulan yerlere” dönüşecek. Multiligo ofisi hep böyle kullanıldı. Ofis maliyetleri kısılacak. Herkes yüksek kiralı cool ortamlara para ödediği kirayı sorgulayacak…
  • Ofis hayatında ısrarcı olanlar sosyal mesafe bilinciyle nihayet “açık ofis” sisteminin SAÇMA SAPAN bir şey olduğunu idrak edecekler.
  • Her sektör dijital dönümünü başlatacak. E-fatura, bulut teknolojiler, e-ticaret, dijital pazarlama her zamankinden iki kat değerli hususlar haline gelecek.
  • Saat 9’da burda olma fetişi daha net bir şekilde ortadan kalkacak ve performans değerlendirmeleri artık olması gerektiği gibi “çıktı”lara göre yapılacak.
  • Her şirket Zoom vb. yazılımların premium sürümlerini satın alıp KDV2 beyan etmenin tadına bakacak.
  • Uzaktan çalışmanın mobbing oranlarının düşmesine ufak bir miktar katkısı olacak.
  • Dijital okuryazarlık oranı ciddi anlamda artacak. Siz iyi bir noktada olabilirsiniz, ama emin olun ortalama çok düşük…
  • Türk ticaret hayatındaki analog süreçlerin ve bürokrasinin biraz daha azalacağını düşünüyorum. E-devlet hususunda örnek bir ülkeyiz ve ticaret hayatında da bu bir çok şeyi eskiye nazaran kolaylaştırdı. Ancak daha yapılması gereken çok şey var ve bunlar yapılacaktır diye düşünüyorum.
  • Mantar gibi türeyen sanal ofis piyasası daha da canlanacak.
  • Yemek kartları sektörünün de canlanacağını düşünüyorum, insanlar Starbucks gibi alanlarda çalışmak isteyecekler. Beyaz yakalarına gözü gibi bakan şirketler ofisten kıstıklarını buralara yansıtacaklardır.

Araştırma görevliliği dışında bugüne kadar çalıştığım her şirkette uzaktan çalışabilme imkanına sahiptim. Normal şartlar altında uzaktan çalışabilmek gerçekten büyük nimet. Bu imkanla böyle bir dönemde karşılaşıp bocalayanlar olması çok normal, ama emin olun her şey normale döndüğünde uzaktan çalışabilmenin tadına varacaksınız.

Her şerden bir hayır çıkması ve bu illetten bir an önce kurtulmak dileğiyle.

Kategoriler
Girişimcilik

Girişimcilik Sohbetleri

24 Aralık’ta gerçekleşen, aynı zamanda danışmanlığını yürütmekte olduğum, Marmara Üniversitesi Almanca İşletme ve İşletme Enformatiği Kulübü’nün Girişimcilik Sohbetleri etkinliğinde yine meslektaşım ve Koz Oyun kurucu ortağı Onur Erişen ile birlikte davet edildik.

Yaklaşık iki saat kadar arkadaşlarımızla soru cevap şeklinde sohbet ettik. Zaten dersler esnasında tarafımızdan çokça monologa maruz kalan öğrencilere tekrar bir sunum yapma fikri çok hoşumuza gitmediği için direk soru-cevap şeklinde yürümesinin daha iyi olacağını düşündük ve nitekim -en azından bana göre- öyle oldu.

Genel olarak soruların kalitesinden memnun kaldım, bu sebeple katkı sağlayan ve katılan tüm öğrencilere çok teşekkür ederim. Ağırlıklı olarak aklımda yer eden sorulardan yalnızca birkaçı;

  • şirket kurup kurmamak veya bu işlemin hangi aşamada gerçekleşmesi gerektiği
  • vergiler, zorunluluklar ve fon bulmak
  • yatırım almak, yatırımcı bulmak
  • fikri korumak, çaldırmamak (bu konuda ekosistemde çokça şey söylendiyse de hala bu eksende sorular yolun başındaki kişiler arasında çokça yaygın. Fikir, uygulayabilenindir.)
  • ortak olmak, bir ortaklığı yürütebilmek, arkadaşla ortak olup olmamak
  • networking ve önemi
  • yurtdışında şirket kurmak
  • kosgeb vb. teşvikler
  • dijital pazarlamada hedeflemeler

şeklindeydi. Sohbetin başında en beğendiğim soruya Youtube Premium armağan edeceğimi söylemiştim 🙂 Onur da Koz Oyun oyunlarından 3 adet oyun hediye edeceğini söyleyince soru sorma konusunda yüksek olan motivasyon daha da istediğimiz kıvama geldi 🙂

Tüm bu sorular üzerine yaptığımız sohbetten çıkarımım, eyleme geçmektense detaylara odaklanmak, bir an önce piyasaya çıkmaktansa mükemmeli yakalayana kadar beklemek, fikrin çalınmasına karşı duyulan kaygıyı en önemli sorun haline getirmek gibi yanlışlığı binlerce kez kanıtlanmış fikirlerin hala insanları çokça meşgul ettiği. Beni umutlandıran ise, herkes gerçekten bir şeyler yapmak istiyor en azından denemeyi değerlendirdiği çeşitli hayalleri var. Umarım hepsi de en azından denerler. Benim öğrenciliğimde, bir “büyük şirket”te mezuniyet sonrası işe başlamak “büyük” bir şeydi. Şimdi z kuşağı diye nitelendirilen bu arkadaşlar bunun aslında hiç de “büyük” bir şey olmadığını daha denemeden gözlemlemeyi başarmışlar gibi geldi bana.

Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin üniversitelerden başlaması gerektiği fikrime paydaş aramaya zannediyorum ihtiyacım yok ama bunun bir türlü böyle olamadığını üniversite bünyesinde çalışan biri olarak ben de söyleyebilirim. Bu alanda üniversitelerin, TUBITAK’ın ve çeşitli kuruluşların çabalarını görmezden gelmek haksızlık olur, ama daha yapacakları çok şey olduğu alenen görünüyor. Danışmanlığını yaptığımız öğrenci kulübü ile biz bu etkinliği geleneksel hale getirip her seferine farklı girişimcileri davet ederek fakülte bünyesinde bir ekosistem yaratmayı arzuluyoruz.

Elbette örneğin otomotiv dersi anlatmak için sanayide çalışmış olmanız gerekmiyor ama girişimcilik de bu böyle değil. Girişimcilik dersleri veren ve hayatında tek bir fatura kesmemiş 657’ye tabi akademisyenler, girişimcilik kursları, 10.000 TL ödüllü (on bin tl ödül kazanan bir girişimci o paranın tamamını notere ve muhasebeciye şirketi kurduğu gün kaptırdı zaten) girişimcilik yarışmaları, sağda solda Drop Shipping eğitimi satan çarçakallar, kitap yazarken kaynak kullanmaya üşenen “füturist”ler, içini boşalttığı için sattığı şirket üç ay sonra batan sözde “usta girişimci”ler bu ekosistemin gerçekten oluşmasına zarar veriyor ama zamanla çürük elmalar azalacaktır.

Bu vesileyle bu yola baş koymaya niyeti olan öğrenci arkadaşlarıma da basit bir kaç kaynak önermeyi çok isterim nacizane:

Bunlar halihazırda girişimcilik ile ilgilenenler için çok tanıdık şeyler ve eminim bu listeyi direk atladılar 🙂 Unutmayın ey atlayanlar, bunu henüz 18-22 yaş aralığında olanlara yazdım! Bu işlerde çok yeniyseniz bu arkadaşların ortaya koyduklarını takip etmekte yarar var, ondan ona ondan ona tıklarken ufkunuzu açacak bir dünya yeni kaynak da bulursunuz zaten.

Kategoriler
Girişimcilik Teknoloji

Bir Ajans Yönetirken Kullandığımız Araç ve Teknolojiler

Bir yıldan fazla bir süredir bir ajans ve bir start-up’ı birlikte yürütüyoruz. İki ortak dahil toplamda dört tam zamanlı personelin çalıştığı, dışarıdan birkaç kişi ve kurumun freelancer ya da çözüm ortağı olarak destek olduğu bu yapıda iş akışını, planlamayı, satışı, mali işleri ve müşteri ilişkilerini yürütmek için birçok araç ve teknoloji kullanıyoruz. Bunların sayısının fazlalığı artık midemi bulandırsa da, biri diğerinin bir alternatifi değil ne yazık ki.

Eskiden ofislerde masalar böyle kalabalıktı evet ama belkide kullanılan tek materyal kağıt, klasör ve daktilo idi. Şu anda masamın üzerinde sadece bir adet Macbook Air var ama içerisindeki karmaşa şu fotoğraftakinden çok daha fazla.

Whatsapp

Günümüzün önemli bir kısmı müşterilerle temas halinde geçiyor. Onların soru ve taleplerini cevaplıyoruz. Bunun için başta CRM sistemleri filan hayal etsek de, bu mümkün olmadı. Müşterilerimiz Whatsapp gruplarını tercih ediyor. O yüzden en çok kullandığımız araç Whatsapp ve Whatsapp Business.

Google Docs

Trello filan kullanalım dedik ama hak getire. İnsanlar alışık olduğu arayüzlerden vazgeçmek istemiyor (haksız da değiller). O yüzden iş ve proje takibini belki de dünyanın en ilkel metodu olabilecek şekilde gerçekleştiriyoruz, Google Docs kullanıyoruz. Her müşteriyle paylaşımlı bir döküman üzerinde görevleri yazıyoruz ve bitince yeşile boyuyoruz. Simple!

Kategoriler
Girişimcilik

TUBİTAK BIGG Tecrübemiz, Finalden Elenmek

Yaklaşık 1 yıldır üzerine emek vermekte olduğumuz Bosforad Bayi Reklam Platformu için, sevgili ortağım Barış Yaşbala ile birlikte görüşümüz belli bir süre yatırımcı ve yatırım arayışında olmamak yönündeydi. Her start-up gibi bizim için de kaynak demek hızlı sonuç almak demekti ama acil bir nakit ihtiyacımız da bulunmuyordu. Geçmişte yaşadığımız ve yaşayanlarınkine tanık olduğumuz olumsuz yatırım süreçleri bizi öz kaynaklarımız ile ilerlemeye yöneltti. Geçirdiğimiz bir yıla baktığımda da hala aynı fikirdeyim. Belli bir miktar parayla bugün bulunduğumuz noktaya üç ayda da gelebilirdik ama biz bunu tercih etmedik, kimsenin ağız kokusunu çekmedik. Kaliteli bir yatırımcıdan mantıklı bir yatırım olanağı sağlayana kadar da piyasada ego tatmin eden tuhaf tiplerle muhatap olmamayı planlıyoruz.

Bu yaklaşım bizi devlet teşviklerine yöneltti. TUBİTAK’ın BIGG adını verdiği Bireysel Genç Girişimciler programına başvurduk. Bu programın ön elemeleri TUBİTAK tarafından değil, aracı kuruluşlar tarafından yapılıyor. İlk başvurduğumuz kurum İstanbul Üniversitesi Teknokent’ini işleten Entertech idi ve ilk sunumumuzda elendik : ) Jurideki her bir üye oldukça niş bir alan yakaladığımızı ifade eden övgü cümleleri kurmalarına rağmen neden böyle bir sonuç aldık, çok da anlamadım. Ondan sonra rotayı bir başka aracı kuruluş olan Sabancı Üniversitesi Bigginner’a çevirdik. Bigginner üzerinden tekrar başvuru yaptık ve tüm elemeleri geçtik. Sağolsunlar bizi TUBİTAK Ankara’ya yollamaya layık buldular. Lafı geçmişken başvurmayı düşünen herkese öneririm. Ekibin başındaki sevgili Başar Kaya, Türkiye’de işine tam kapasite hakim az sayıda insandan biri. Çok eğlenceli ve çok da öğretici eğitimler ayarladı ve her sorumuza cevap verdi. Impact Hub’da verilen eğitimler oldukça faydalı oluyor ve her daim filtre kahveniz mevcut. Bir sürü girişimci ile, pırıl pırıl insanlarla tanışmamıza vesile oldular sağolsunlar. Tabi Başar’ın yanı sıra ekipteki Aslı ve Naci’ye de yardımları için sonsuz teşekkürler. Sunum yaparken fotoğraflarımızı çek, hadi bir de yandan çek taleplerimizi bile karşıladılar : )

Bigginner’ın oluşturduğu jüriden geçebilirseniz Ankara Tubitak’a gidebiliyorsunuz. Jüride Arçelik gibi özel sektör devleri de, akademisyenler de bulunuyor.

Kısa bir Bigginner reklamından sonra, konumuza devam edeyim. Ankara Finali’ne çağrılmamız ile birlikte Ankara yolu gözüktü. Size kafalarına göre bir tarih ve saat atıyorlar ve onu değiştirmeniz mümkün değil. Türkiye’nin dört bir yanından insan geldiğini düşünürsek, sabahın 9unda Ankara’da binanın içinde olmanız bazı insanlar için elbette zor, bu yönü maalasef pek insani değil. Nitekim benim de sunumum sabah 9’da idi ve İstanbul’dan bir gün önce yola çıkarak bir otelde konakladım.

Sunum 5 dakika ve oldukça gergin bir ortam. Eksi birinci katta sunumu yapıyorsunuz ve oda çok küçük. 5 dakika çok yeterli bir zaman değil ama hem konuşma süratinizi arttırarak hem de bol prova yaparak etkileyici bir sunum hazırlamak için fena bir süre de sayılmaz. Ben 5 kişilik juriden sadece iki juri üyesinin birer sorusuna muhatap kaldım. Bir tanesi, soru değil bir eleştiriydi, iş planında bu anlattığınız detaylara pek de değinmemişsiniz dedi. Hayır kardeşim değindik, diyemedim. Pek söylenecek bir şy yoktu. Diğeri oldukça makul bir soru sordu ve işin yapay zeka kısmında hangi metot ve algoritmaları kullanacağımızı irdeledi, onu hazırlıklı olduğum için güzel karşıladım, göğsümde yumuşattım ve güzel bir şut çektim.

Sonuçlar planlanan takvimden 2 ay geç açıklandı. Bir şey geciktiğinde ona olan sıcaklığınız da azalıyor. İlk günler kazanma şansımızı yüksek bulurken, zaman geçtikçe hibenin verilmeyeceğine yönelik hislerim kuvvetlendi ve nitekim 19 Mayıs’ta Sanayi ve Teknoloji Bakanı’nın bayram konuşması arasında sonuçlar açıklandı. Listede maalasef kendi adımızı bulamadık.

Geriye dönüp baktığımda sadece iş fikrinin TUBİTAK BIGG yaklaşımına pek uygun olmamış olabileceğini düşünmekten başka bir çıkarımda bulunamıyorum. Artık üzerinde çok da fazla düşünmüyorum.

Ancak buradan bütün genç arkadaşlara önerim benim gibi bu süreci tecrübe etmeleri. Kazanamasak bile, bir çok şey öğrendik. Hazırladığımız dökümanlar, prova ettiğimiz sunumlar ufkumuzu daha da açtı, daha da büyük farkındalıklar yarattı.

Hala aynı enerji ve şevke sahip olur muyum bilmiyorum, ama seneye belki tekrar deneyebilirim. Şu sıralar Bosforad’ın yanı sıra bir başka global proje üzerinde emek harcıyorum ve gelecek yıl ki BIGG projem bu olabilir. Zaman gösterecek.

Bu hibeyi almaya hak kazanan yaklaşık 145 projeye de başarılar diliyorum. Umarım TUBİTAK bunların durumunu bir case study haline getirir de, hibeyi kaç tanesi efektif olarak kullanıyor hep birlikte görme şansımız olur.

Bu vesileyle ilk kez gittiğim Ankara’yı hiç beğenmediğimi de belirtmek isterim eğer başıma bir şey gelmeyecekse. İstanbul’un yanında oldukça ruhsuz bir şehir. Trafikteki araçlar İstanbul’dakiler kadar iyi şoför olmamalarına rağmen saçma sapan riskler alıyorlar. ASPAVA adı verilen yemek ise tam bir gastronomi faciası; dönerle cacık yemek, patates kızartmasının üstüne salçalı su dökmek kazayla keşfedilmiş olsa gerek. Aslında lezzetli olmadığı halde soslarla lezzetlendirilen Alman Döneri mantığında uydurulmuş ama kesinlikle olmamış bir yiyecek.

Mutluluğu kovalama hakkınız için mücadele ettiğiniz anların keyfini çıkarmanızı dilerim, tüm girişimci arkadaşlara başarılar!